ferace fiyatları ve ahilik bilgi seli
ötürü değil, vermek için önemser(..). O halde savurganlık ile cin»; lıklaı- ve eksiklikler olduğunu, bunların da iki konuda -almada^^‘İCli nlrtııoımıı cövlı^mic Hıılıınııvınni'?/' \
SÖZ konusu olduğunu söylemiş bulunuyoruz(..).
Demek ki savurgan kişi, eğer bir yol gösteren olmazsa, böyle you, ama onunla ilgilenen olursa, ortaya ve gerekene ulaşabilir. Oysa çiniyi vi edilmez bir şeydir (nitekim yaşlılık ve her tür olanaksızlık bizi^\ ^
yor diye düşünülüyor), insanın doğal yapısında da savurganlıktan dür; nitekim vermeyi değil, malı-mülkü sevenler çoğunlukta(..).
Bazıları da her yerden her şeyi almakta aşırıya kaçar; sözgelişi 1ar, kadın tüccarları ve benzerleri, çok karşılığında az veren tefeciler
Nitekim bunların hepsi gerekmeyen yerden gerekmediği kadar alır, g.
ortak olan şeyin kirli kazanç olduğu görünüyor; çünkü hepsi kazanç içiı, lara katlanıyorlar. '
Gerekmeyen yerden ve gerekmeyen büyük şeyler alanlara cimri ^ —sözgelişi kentleri yağma edip, tapınakları soyan tiranlara- daha çok kötü, siz ya da adaletsiz diyoruz. Barbutçu, arakçı, haydutlar da cimri takımıtKb^ dır, çünkü kazançları kirlidir (..).
Bundan sonra ihtişamı ele almamız doğal görünüyor. Çünkü o da nui. mülk konusunda bir erdem sayılıyor; ne var ki, cömertlik gibi mal-mülkk% sundaki tüm eylemleri değil, yalnızca büyük harcamalarla ilgili olanlanluj. sar. Bunlarda büyüklük bakımından cömertliği aşar(..).
Küçük şeylerde ya da ölçülü şeylerde değere uygun olarak harcayana(%. gelişi ‘dilenciye sık sık para verdim’ diyene değil, büyük şeylerde böylehj cayana muhteşem denir.
Nitekim muhteşem insan, cömerttir, ama cömert mutlaka muhteşemdep^ dir(..).
Yüce gönüllülük de, adının gösterdiği gibi, büyük şeylerle ilgilidir.ök hangileriyle ilgili olduğunu ele alalım; huyu araştırmak ile bu huya sahipit sanı araştırmak arasında ise hiç fark yoktur(..). Her erdemde büyük olmap ce gönüllü kişinin özelliği olarak görünüyor(..). Yüce gönüllü kişininharete lerinin yavaş olduğu düşünülüyor; ses tonu tok, konuşması sakindir, az şey önemseyen biri telâşlı olamaz, hiçbir şeyi büyük görmeyen biri de gerginli içinde olmaz; bağırmak ve telâş gösteırne bunlar yüzünden olur(..).
Ama başlarda dediğimiz gibi, bu onur konusunda da bir erdem vardır ki, cömertliğin ihtişama yakın olduğu gibi, bu da yüce gönüllülüğe yakın olsa ge-rek(..).
Öfke konusunda orta olma sakinliktir; ortanın hattâ az-çok uçların da adı olmadığından ötürü, ortaya sakinlik diyoruz; aslında sakinlik adsızolaneksi liğe doğru kayıyor. Aşırılığa öfkelilik
y Dağdan inme insansa böyle konuşmalar için işe yaramaz; çünkü buna İliçUtkısı olmadığı gibi her şeye gücenirf..).
Otanma konusundan bir erdem olarak söz etmek pek yerinde değildir, çün-l^iibir huydan çok duygulanıma benziyor. Çoğu kez kötü ün korkusu diye be-liıienir, felâketlerden korkmaya benzer bir şekilde oluşur: Nitekim utanan ki-jilerkızanr, ölümden korkanlar ise sararır (..)”(202)
“BEŞİNCİ KİTAP
Adalet ve adaletsizlik üzerine düşünelim: Hangi eylemlerle ilgili olduklarını, adaletin nasıl bir orta olduğunu, hakkında nelerin ortası olduğu-nu(..). 0 halde adaletsiz insandan kaç anlamda söz edildiğine bakalım. Hem yasaya uymayan insanın, hem çıkarcı insanın, hem de eşitliği gözetmeyen insanın adaletsiz olduğu düşünülüyor. O halde açıktır ki, yasaya uyan insan da tşitliği gözeten insan da adaletli olacaktırf..).
Yasaya uymayan adaletsizdir, yasaya uyan adildir’ dediğimize göre, açıktır ki, yasal olan şeyler bir anlamda haklı şeylerdir. Nitekim yasaya uygun olanlar yasama sanatı tarafından belirlenenlerdir ve bunların her birinin haklı olduğunu söylüyoruzf..).
Yasa, yiğit insanın yaptıklarını —örneğin siperi terk etmemeyi, kaçmamalı, silâhlan bırakmamayı-, ölçülü insanın yaptıklarını yapmayı —örneğin zina yapmamayı, hakaret etmemeyi-, sakin insanın yaptıklarını yapmayı -örneğin vurmamayı, kötülememeyi- buyurur, diğer erdem ve kötülüklerde de aynı şekilde bazı şeyleri emreder, bazılarını da yasaklar; yasa doğru ise bunun doğru biışekilde, gelişigüzel yapılmışsa daha kötü bir şekilde yapar.
O halde adalet erdemin bir parçası değil, erdemin bütünüdür, karşu, adaletsizlik ise kötülüğün bir parçası değil, kötülüğün bütünüdür!..)
Burada erdemin parçası olan adaleti arıyoruz; çünkü dediğimiz gibj^ bir adalet vardır. Aynı şekilde kötülüğün parçası olan adaletsizliği de cağız(..).
O halde adaletin birkaç çeşidi olduğu ve tüm erdemden başka bir de bulunduğu açık; şimdi bunun hangisi olduğunu ve ne olduğunu görelin^'
Adaletsiz kişi eşitliği gözetmeyen, haksızlık da eşitsizlik olduğuna gj,. eşitsizliğin de bir ortası olduğu açık. Bu da eşitliktir; nitekim daha çok veıj^ ha azın sözkonusu olduğu eylemde eşit de sözkonusu olacaktır!..).
Ayrıca ‘değere uygun yararlanma’ sözünde de bu açık görünüyor;nitei^j paylaştırmalardaki hakkın bir değere uygun olması gerektiğini herkes katı{ ediyor, ama herkes aynı şeye ‘değer’ demiyor; demokrasi yanlılan özgütiâ^ oligarşi yanlıları zenginliğe, kimileri de soyluluğa, aristokrasi yanlılan ise5, deme ‘değer’ diyor(..). O halde hak bir tür oranüdır(..).
Adaletin geri kalan türü, gerek isteyerek gerek istemeyerek olan alışsetiş lerde görülen düzeltici adalettir(..). Alışverişlerdeki adalet ise belli bireşiıü, tir; haksızlık ise bir eşitsizliktir, ama o (geometrik) oranlamaya göre dep! aritmetik oranlamaya göredir(..).
Bunun için anlaşmazlık olduğu zaman yargıca başvurulur; yargıcağimi adalete gitmektir; nitekim yargıç canlı adalet gibi olmak ister; gerçektende«. ta olan yargıç aranır; kimileri de ona ‘ortacı’ derler; Ortaya isabet ederse lak ka da isabet eder diye. O halde adalet, yargıcın olduğu gibi, orta olan bir şey dir(..).
Kimileri karşılığını almanın kendi başına adalet olduğunu düşünül Pythagorasçüarın dediği gibi; nitekim onlar adaleti başkasına yaptığuunavn sıyla karşılığını alma diye tanımlarlar. Oysa aynı karşılığı alma ne paylaştıı cı ne de düzeltici adalete uygun düşer -hemekadar ‘Rhadamanthys’inadale derken bunu demek istiyorlarsa da;
Eğer kişinin yaptığı başına gelirse,
Hak doğrudan doğruya yerine gelmiş olur
p orta yerde Kharis’lerin tapınağını kuruyorlar, karşılık verme ol-5111'“”‘^Oranlamaya göre karşılık vermeyi köşegenlemesine bağlantı kur-örneğin a bir mimar, b bir ayakkabıcı, c bir ev, d ise bir ayakkabı niimarm ayakkabıcıdan onun yaptığım alması, ona da kendi-.ermesi gerekir(..).
,1, için değiştokuşu yapılan her şeyin belli bir şekilde karşılaşlırılabi-gerekir. Para da bu yüzden ortaya çıkmıştır ve o bir anlamda ortayı (aracı oluyor); çünkü her şeyi ölçer, dolayısıyla aşırılığı ve eksikliği 1*''"' vani bir eve ya da besin maddesine kaç ayakkabının eşit olduğunu öl-
pjjagelecekteki değiştokuşlar için bir güvence gibidir: Eğer şimdi bir şe-pyacı yoksa, ihtiyacı olduğu zaman onu edinebileceği konusunda bir gü-'lıjce; çünkü bu parayı taşıyanın bunu almasının olanaklı olması gerekir(..).
Haksızlık yapan birinin adaletsiz insan olmaması da olanaklı olduğuna gö-^ ne tür haksızlık yaparsa, artık her haksızlık çeşidi açısından adaletsiz jpjjfl-örneğin hırsız, zani ya da haydut- olur?(..) Medenî hukukun bir türü do-' iji, bir türü de yasaldır(..). Kimileri de her şeyin böyle olduğunu düşünür, (linkü doğal olan değişmez, heryerde aynı güce sahiptir —ateşin hem burada 10dePerslerde yakması gibi-, ama hak sayılanlann da değiştiğini görüyor-, ijfOysabu böyle değildir, ama böyle gibi görünür(..).
Hak ve haksızlıkların aynı şekilde raslantısal olması da sözkonusudur; ni-' ifidm eğer biri bir emaneti istemeyerek ya da korkudan geri verirse, onun ne liatlı bir şey yaptığını ne de haklı eylemde bulunduğunu, ancak raslantısal torandığını söylemek gerekir(..).
Haksızlık etme ve haksızlığa uğramanın yeterince belirlenip belirlenmediği laıtışma konusu olabilir(..). Biri şunu da sorabilir: Haksızlık gören herkes jeıçekienmi haksızlık görüyor, yoksa haksızlık görmekte de durum aynı haksızlık yapmaktaki gibi midir?(..) Kendine ait olanlardan veren, -Homeros’un, Glaukos’un Diomedes’e verdiğini söylediği şekilde, yani ‘bronz silâhlara karşılık altın silâh, yüz inek karşılığında da dokuz inek’ veren- haksızlık görmüş olmaz; çünkü vermek onun elinde olan bir şeydirÇ..).
Seçtiklerimizden sözünü edeceğimiz iki konu daha kalıyor: Lâyık olduğundan fazlasını veren mi, yoksa sahip olan mı haksızlık eder? Ve kendi kendine haksızlık edilebilir mi?(..)
Doğruluk ve doğru insan konusuna gelince: Doğruluk ile adaletin ve doğ-nı olan ile adaletli olan arasındaki ilişkinin nasıl olduğunu belirtmek kalıyor geriyef..). 0 halde doğru ile adaletli olan aynı şeydir; ve her ikisi de erdemli şeyler olmakla birlikte, doğru olan daha iyidir.ferace fiyatları
