ferace fiyatları ve ahilik bilgi
Onikinci başlık; “Faziletleri Bozan Etkenler”. Şöyle diyor; “Bütün bu açıklamalarımızdan anlaşılmaktadır ki, dostluk ve yaratılışı itibarıyla medenî ota insanın tam mutluluğunu gerçekleştiren sevgi türleri değişmekte, her çeşit bozulmalara uğramakta, ondaki birlik manası kaybolmakta ve onlar dağılmaya maruz kalmaktadır Bundan dolayı ahlâkî faziletler, İnsanî varlığı tamamlayan muamele ve ilişkiler için konulmuştur. Adalete, bu ilişkilerin doğra olarak sürdürülmesi ve kötülük teşkil eden haksızhğm giderilmesi için Myaç hasıli birçok ihtiyaçlar vardır ve bunlar için katlanılması gereken
büyüktür Bundan dolayı tembellik ve rahat düşkünlüğü en bü-‘**^liilüklerdendir Felsefe sevgisine ve aklî düşünceye yönelme ve ilâ-kullanmaya gelince, bunlar insanların İlâhî yönlerine hastır '^Qı,liçancü başlık; “Aristo’nun Mükemmel Mutluluk Görüşü”. Şöyle diyor; ^to, bütün bu ifadelerden sonra şöyle der: Tam ve gerçek mutluluk Al-sonra da meleklere ve tamamıyla Tanrı’ya yaklaşanlara mahsustur pjl,3sonra o (Aristo) şöyle der; ‘Faziletleri bilmek yeterli değildir; fakat on-Ijjjuygulamaalanına koymak gerekir’
\ltinci Bölüm; “Nefsin Hastalıkları”.
Şöyle diyor: “Nefis, İlâhî bir güçtür, cismanî değildir. Bununla birlikte özel j^fnıizaea sahiptir ve buna tabiî ve İlâhî olarak bağlıdır (..). Öyleyse nefsimi-(lânz olan hastalıkların kaynağını araştırmalıyız (..). Öte yandan bedenle il-jılitababet, önce ikiye ayrılır: 1- Mevcut sağlığı koruma, 2- Bozulan sağlık janıtnunun tedavisi. Aynı bölümlemeyi nefislerle ilgili tababet için de yapmamız gerekir (..). O, kötü ve düşük kimselerin, kötü zevklere ve fenalıklara düş-i yiaolanlann ve bu gibi işlerle övünenlerin yanlarına gidip gelmekten tama-I mıyla sakınmalıdır (..). Bunlardan birinin toplantısına katılmak ve birinin hi-I üyelerini dinlemek, nefiste ancak uzun zaman ve zor tedavi ile giderilebile-. cek pislik ve leke bırakır (..).
İkinci başlık; “Nefis Sağhğı İçin Gerekli Nazarî ve Amelî Görevler”. Şöy-kdiyor: “Nefsinin sağlığını korumak isteyen kimsenin uyması gereken kurallaşan birisi, nazarî alanda olduğu gibi, amelî alanda da bir disipline bağlı ol-nuküT Nefis araştırma, inceleme ve düşünmeden ayrı kaldığı zaman tem-iıelleşir; aptallaşır ve her türlü iyilikten uzaklaşır (..). Böyle maddî nimetlere sahip olan kimse, bu durumda şiddetli bir korku içindedir (..). Ebu Bekr es-Sıifik, bir hutbesinde şöyle derken çok doğru söylemiştir: ‘Dünya ve ahrette insanlann en talihsizleri hükümdarlardır’ (..).
Altıncı başlüc; “Nefis Muhasebesi”. Şöyle diyor: “Nefis sağlığım koruyan kimse,kendi kusurlarmı iyice aramalı ve bu konuda Galinos’un söyledikleriyle yetinmemelidir. Galinos, ‘tnsamn Kendi Kusurlarım Bilmesi’ adlı kitabında şöyle der: ‘İnsanın kendisini sevmesi kusurlarını gizler ve ortada oldukları halde onları göremez’ (..). Galinos, bu konudaki bir yazısında, ‘İyi insanlar düşmanlarmdan yararlanırlar’ demiştir (..). Ebu Yusuf b. tshak el-Kindî’nin bu konuda benimsediği şu görüşü kendi ifadesiyle naklediyorum: ‘Kendisi için fazilet isteyen kimse, bütün tanıdığı insanlann suretlerini birer ayna olarak görmelidir
Yedinci Bölüm: “Nefis Hastakklanmn Tedavisi” Şöyle diyor -h talıklaruıın önemli türleri, kitabın baş tarafında saydığımız dört şıtlanm oluştururlar (.,)• Bu açıklamaya göre bilinmelidir ki, kötüj^k^ ze aymnz. Çünkü bunlar yukarıda açıkladığımız dört faziletin kaıla|^*<t le ki: 1) Bir orta yol teşkil eden yiğitliğin iki ucunda korkaklık veau!^ dır. 2) Yine bir orta yol olan iffetin iki ucunda açgözlülük ve gev^tS lunur. 3) Bir orta yol olan hikmetin iki ucunda aptallık ve budalalı^ ^ (M. Arkoun’un gösterdiği bir nüshada bunlar, ‘bilgisizlik ve dahHi^’Y geçmektedir. Çevirenler). 4) Yine bir orta yol olan adaletin iki ucundajjç^'' metmek ve hakarete katlanmak bulunur k
Böylece, İbn Miskeveyh’in, Fütüvvet Teşkilâtı’nın olsun, Ahiliğin Fütüvvetname’lerini ne kadar etkilemiş olduğunu, bir ölçüde görmüş yoruz. Kuşkusuz, çoğu bilim kişilerine kadar, Fütüvvet Teşkilâtı yada dendiğinde, bir yandan, “Fütüvvetname, Fütüvvetname” dendiği halde,^ çekte, onun ilkelerini gösteren o Fütüvvetnamelere bakma bilinci, inancı^ alışkanlığı pek bulunmadığından. Ahilik ile ilgili görünen topluluk bakujj, dan da; bu etkiyi ancak, “bir ölçüde” görmüş olsak gerektir. Ama, Ahiliğej-lardır yılmaz araştırıcısı Prof. Dr. MikaU Bayram, bu gerçeği bizden öncesi, lediler ve biz de sunuşumuza başlarken oradan yola çıkmış bulunuyoruz. Biz, “Sokrat ve Eflâtun’dan Günümüze Ahilik” adlı kitabımızda, Filoj( Aristo’dan oldukça kısıtlı olarak söz etmiştik. Doğrusu, Ahiliğin başlıca,“Cj. mertlik” ilkesi konusundaki Aristoteles’in katkısını da o zaman henüzbiln^ yorduk. Ben itiraf etmeliyim ki. Üniversite öğrenimimizde Hocalanmızb® Aristo’yu pek sevdirmemişlerdi. Aristo bilindiği gibi, çeşitli olumsuzhûkât lere hedef olmuş bir filozoftur. Örneğin, köleliği savunmuştur. Ortaçağ'dat; gerilemenin sorumluları arasında ve ön planda görülür. Bize daha çok ma® ğından söz edilirdi. O mantık’tan da sadece, o zaman Doçent olan Prof.Dı Nermi Uygur’un yaptığı bir Kategoryalar seminerini anımsıyorum.
Filozof Aristo’yu, doğrudan kendi çabamla okuduğumda, ilkin, Poi ka’sıyla sevmiş ve hayran olmuştum. Sonra, yakın zamanda. Prof. Dr.SaSa Babür’ün; “Nikomakos’a Etik” adıyla yaptığı çok değerli Ahlâk çevinsim okudum. Ve Aristo’nun, yıllardır uğraştığım Ahiliğe ne büyük katkılarda ta lunduğunu gördüm. Şimdi bu katkılardan söz etmek istiyorum. Yalnız bubi kılardan .söz etmeden önce, bu çeviri ile birlikte Yasalar’ın çevirisini de M Dr. Candan Şentuna ile birlikte yapmış olan değerli Prof. Dr. SaffetBabûre teşekkürlerimi sunarım.
grçek yaşamını ve kişiliğini: 70’li yıllardan bu yana, o Yrd Doç. olan, şimdi, uzun zamandır taşıdığı unvanı I BAYRAM’ın, çok büyük araştırmalar ve bir o kadar da
I lıof^'^sel mücadelesi sonunda ve balâ toplumumuzun oldukça kü-I olarak; ancak öğrenmiş bulunuyoruz.
'zaman Prof. Bayram’a kızdı, itirazlarda bulundu, ona karşı;
*diyelim; Anytos ile Melitos’un Filozof SokraPa karşı yap-
jjff'^^^'davala'' açanlar da oldu. Prof Bayram, bu davaların hepsini, ya medeya da Yargıtay’da kazandı. Büyük bir kesim ise, artık o ka-bugün de bu kızgınlığını sürdiiriiyor. Onları da anlamak .prof. Bayram; yüzyıllardır kökleşmiş, efsaneleşmiş, inançlaşmış taban tabana zıt; tarihsel, bilimsel gerçekleri ortaya çıkarıyor.
. aöriiyomz ki, artık Prof. Dr. M. Bayram’ın gerçekleri ortaya çıkarî-undaki çabası, meyvalannı vermeye başlıyor. Biz bunun en büyük «^ *'’”pj^ak, on yıllardır, Prof Bayram’a karşı direnen bir bölüm Kırşe-; l de artık bu direnmeden vazgeçtiklerini ve bu direnmenin başında ; l"l ulardan, pek sevimli Mustafa KaragüUü’nün bile, ortada söylüyor mu ' ama birkaç kişinin yanında bize; “Yanılmışız, Prof. Bayram haklıy-^"’0b razı olsun yıllarca bizi aydınlatmaya. Pilimiz Ahi Evren’in gerçek '^0, ye büyük kişiliğim ortaya çıkartmaya çahşıyormuş da biz anlamamı-demesinden de görüyoruz. Prof Bayram’ı kutlanz. bütün bu dağdağanın, çatışmaların ortasında; çok doğal olarak, Ahi firen hakkında yüzyıllardan sonra ortaya konan gerçekler üzerinde, henüz ye-laijcedeğil, az-çok denecek kadar bile düşünebilmiş değiliz. Türkler ve Ahiler, Ahiliğe gönül verenler olarak; Atamız, Pirimiz Ahi Evren’in kişiliği üze-niKİe ortaya konanlar ile göğsümüz kabarıyor. Ama göğsümüzün kabarması !eierını’?6u üstün kişiliği iyi bir şekilde anlamamız, mantığımız ile ölçüp biçmemiz ve bilimsel olarak da savunabilecek hale gelmemiz gerek.
Hemen söyleyelim ki, Ahi Evren’in kişiliğinde; filozofluğu, bilginliği, fa-iliği,lıekimliği,eczacıhğı, AhiRf’liği’ni, vezirliği telif etmekte güçlük çek-ıniyonızama; bu kadar teorik yanı ağır basan iş arasında; büyük ölçüde pratik hirijolan debbağ'lığın nasıl yer aldığını ve bunun kaç yıl sürmüş olduğunu 'ehilde Kr’in Teşldlâtçıhğım merak ediyoruz!..
Ahi Evren’in gerçek yaşamını ve kimliğini bilimsel olaıuk ortaya koymuş «lanPıof. Dr, Mikâil Bayram’ın, bu konudaki, “Ahi Evren ve Ahi Teşkilâtı mu Kuruluşu” adlı çok değerli eserinin 55. sayfasındaki şu bilgiler, Ahi Pwn’in çok yönlülüğünün bazı yanlarını göstermektedir: “Şeyh Nasirü’d-din
Nasirü’d-din) Mahmud olarak geçmektedir. İşte bu durum buod ''\ 20’ye yakın eserini bulduğumuz zatm Ahi Evren Şeyh Nasirii’d-Dij^ olduğunu belirlememize vesile oldu” ('93)
Aynı eserin 57. sayfasında da, Şems-i TebıM’nin öldürülmesini ani-şöyle diyor; “Eflâkî’nin rivayetine göre aynı Hanikâhta gene bir tören
da Şems-i Tebrizî ile Vezir Nâsirü’d-Din arasında meydana gelen hoşnnı luk yüzünden Vezir Nâsirü’d-Din adamlarını gönderip, Şems’i katlenj^ .
Aynı sayfada biraz ileride de şu yargı yer alıyor: “Eflâkî’nin burivayj(j^ deki Vezir Nâsirü’d-din’in bahsimize konu olan Ahi Evren Şeyh Nâsiıd'ıi^ olduğu ortaya çıkmaktadır. Gelişen olaylar bunu açık olarak gösiermty^ dir. Ancak onun Vezirlik yaptığına dair bir kayda rastlanmamaktadır.Payj n. Gıyasü’d-Din Keyhüsrev’in ölüm tarihi olan 643 (1245) yılından soıuaj, len iki yıl içinde bu makamda bulunmuş olabilir. Vezirler (‘Vezirlik’ olacjp sg) genel olarak ilmiye sınıfından kişilere verildiğine göre onun vezirliğe jto, rilmiş olması mümkündür (..). Bu duruma göre Şeyh Nâsirü’d-Dm, ILİza'^ Din Keykâvus’un saltanatının ilk yıllannda vezirlik makamına gelirilnıijiiı' Aynı eserin 77. sayfasında da şöyle diyor: “Diğer iki rivayet Ahi Evren® ‘Tabsira’ adlı eserinde yılan ile ilgili bir açıklamayı hatırlatıyor. Buradacall ile hakîm (Bilge kişi, feylesof) arasındaki fark belirtilirken şöyle bir açıklaıu da bulunuyor; ‘Bilge ve âlim kişi yılanın zehirini defetmek için gene yılu. dan istifade eder. İlmin gerektirdiği ölçü ve usulle yılanı avlar, baş ve hıyri tarafından belli bir miktarını kesip atar, kalan kısmmı belli maddelerle biâ. te kaynatır, tıb ilminin kurallarına uygun bir tiryak (Panzehir) imal eder ve im. nunla yılan zehirinin zararlarını defedebilir (..).
Evvelâ burada hakîm diye kendini kasdetmektedir. Zâten eserleri onunki-yük bir filozof olduğunu göstermektedir. ‘Büyük bir bilgin diyar-ı Rum’dan-tuklanmıştı’ derken gene kendini kasdetmektedir. Ahi Evren’in doktor olduğunu da bilmekteyiz. ‘Letaif-i Gıyasiyye’de tıbbî konulara geniş yer vemine burada ‘İlmü’t-teşrih’ (Anatomi ilmi) adında bir eseri bulunduğunu da ifadi etmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere devrinde iki ünlü doktor -n talebeleri- ondan övgü ile bahsetmişlerdir. Bütün bunlar onun olduğunu göstermektedir”.
Şimdi biz de, Ahi Evren’in yaşamında bu işlerin daha çok hangi yıllarda yoğunlaştığını ve ne kadar sürdüğünü araştıracağız. Konu üzerinde bitlen
bilgilendiren Prof. Dr. M. Bayram, anılan eserinin 80. sayfasında; Ahi Evren’ adlı eserde ve bazı ‘Ahi Şecerenâmeleri’nde Ahi '*‘'^93 yıl yaşadığı belirtilmektedir. Eğer bu haber doğru ise 659 (1261) f'J^^ldiiğü göz önünde bulundurulursa onun 566 (1171) yılında doğduğu ' iir” diyor. Ama yanılmıyorsak bir yanlışlık yapıyor. Çünkü Ahi Ev-
93 yıl yaşadığı kabul edilirse, 1261’de öldüğüne göre, doğumu, 1171 1168 olur. 1171 ile 1261 arasında ise, 90 yıl vardır. Bunu kaydetmekle [jyikte, bu farkın bizim buradaki konumuz bakımından fazla önemli olmadı-jj„ııia belirtelim.
Prof. Dr. Bayram, aynı yerde devamla; “Konevî’ye yazdığı mektuplardan [lirinde 596 (1199) yılında Herat’ta Fahru’d-Din-i Râzi’nin hizmetinde olduğu belirtmiştir” diyor. Sadece bu bilgiye göre, 90 ya da 93 yıllık ömrün, en ,r28yıh böyle, teorik eğitim ile geçmiştir. Yine aynı yerde, “Ahi Evren’in çocukluğu ve ilk tahsil devresi, memleketi olan Azerbaycan’da geçse bile jençliğinde Horasan ve Maveraürmehr’e giderek o yöredeki büyük üstadlar-jan ders aldığı muhakkaktır. En çok da Eş’ari kelâmcı Fahr-i Râzî’den (j)û6/l209) yararlanmıştır” diyor. Burada da “ölümü” kaydı eksik ama; bu talihin, Râzî’nin ölüm yılı olduğunu biliyoruz.
Aynı eserin 80 ve 81. sayfalarında da şu bilgiler veriliyor: “601 (1204) yılında veya bir, iki yıl öncesinde, onun Bağdad’a gelmiş olduğu anlaşılmakladır. Menakıb-ı Evhadüd-Din-i Kirmanî’de Râzi’nin talebelerinden Şeyt Evhadü’d-Din ile tanıştırıldığı belirtilen Anadolulu bilgin (Danişmend-i Rumî) nin Ahi Evren olduğunu tahmin ediyoruz (..). Bu üstadının delâletiyle 34. Abbasî Halifesi en-Nâsır li-DiruUâh’m kurduğu Fütüvvet Teşkilâtı’na girdiği muhakkaktır . Böylece, E. Kirmanî’nin, Ahilik ve A. Evren için ne kadar önemli olduğunu da görüyoruz. Şöyle devam
“Ahi Evren, Bağdad’da iken Fütüvvet Teşkilâtı’nın ileri gelen şeyhleriyle münasebetle bulunduğu gibi, başta Kirmanî olmak üzere birçok üstadlardan yararlanmıştır. Bağdad’ın (o sırada, sg) İslâm Dünyası’nın en büyük ilim, sanat ve irfan merkezi oluşu, Ahi Evren’in çok yönlü bir ilim ve fikir adamı ol-masmda etkili olmuştur. Devrin mütedavil (geçerli; sg) olan bütün ilimlerini tahsil ettiği eserlerinden anlaşılmaktadır. Özellikle Tefsir, Hadis, Kelâm, Fıkıh ve Tasavvuf gibi dinî ilimler yanında Felsefe ve Tıb sahasında sivrilmiş ve bu konularda eserler vermiştir. İbn Sina, Sühreverdî el-Maktul ve Râzi’nin eserlerini çok iyi okumuş ve bu bilginlerin bazı eserlerini Farsça’ya tercüme etmiştir. İhvanü’s-Safâ Risaleleri’nden de geniş ölçüde yararlandığı gene eserlerinden anlaşılmaktadır”.
Aynı eserin 67. sayfasında, Ahi Evren’in eserlerinden “Menâhic-i Sey-IT'den söz edilirken; “Kırşehir Emîri Seyfü’d-Din Tuğrul adına kaleme alınmış olup, Şafiî mezhebi ilmihalidir. Bu eser ile Ahi Evren in akide bakımından Eş’aıî, amel balonundan da Şâfiî mezhebinden olduğu belgelenmektedir” denmektedir.ferace fiyatları
