ferace fiyatları ve ahilik bilgi

ferace fiyatları ve ahilik bilgi

 konu Rektör olareik, yine îranlı ve Şafiî olan îmam Gazalî’yi ve bütün I selerin başına da İranlı ve Şafiî bilginleri getirdi. Bu olaylar, Ahi Evren’^ yüz yıl kadar önce, 11-12. yüzyıllarda geçiyordu ve ünlü Ahi Şeyhi; böyle bir ortamda bulmuştu. Konunun araştırılıp doğru kavranması geretıj' açıktır.
Yine Prof. Dr. Bayram’ın izlediğimiz eserinin 81-82. sayfalannda,“j(|| (1204) yılında Anadolu Selçukluları Sultanı I. Gıyasü’d-Din Keyhüsrcv"n “ikinci defa tahta geçince, culûsunu Abbasî
Halifesi en-Nâsır li-Dinillâh'abil. dirmek için hocası MalatyalI Şeyh Mecdü’d-Din İshak’ı Bağdad’a” gönden], ğini, M. İshak’ın da dönüşta pek çok ünlü bilgini Anadolu’ya getirdiğiniv; “Ahi Evren Şeyh Nasirü’d-Din Mahmud’un da’’ onların arasında olduğ®, yazmaktadır. Böylece, Ahi Evren’in, Anadolu’ya gelmeden önceki teorikeji. timinin, hem ne kadar çok yönlü olduğunu, hem de ömrünün 28 yılı ile kalma dığını ve en az 34 yaşma kadar sürdüğünü öğrenmiş bulunuyoruz.
82. sayfada devamla, “Ahi Evren 602 (1205) yılında Anadolu’ya geldikten kısa bir süre sonra Kayseri’ye yerleştiği ve burada bir debbağ atölyesikıırtİB ğu, zamanla bu debbağ atölyesinin büyümesi, işçi ve ustalannın çoğalması» nucu burada Debbağlar Mahallesi diye bir mahalle meydana gelecek kadarge liştiği anlaşılmaktadır” diyor.
Teorik bilimlerde bu kadar uzmanlaşan bir bilginin, Debbağhk gibi pratik bir meslekte de nasıl ve ne kadar zamanda uzmanlaştığı; hem teorik, hem de pratik çabayı nasıl birlikte yürüttüğü; üzerinden kolayca atlanıp geçilecek bit durum olmasa gerektir ve bu nokta, dikkatli bir okuyucunun ister islemez merakına neden olacaktır. Ahi Evren, debbağlığı nerede, nasıl, ne kadar zanm da öğrenmiş ve bu işin ustası olmaktan da öte, Ahi Babası, Piri olmuşitırl. Olamaz mı, çok özel bir durumda, çok yüksek bir yetenek ile olabilir de, ama bunun biraz olsun açıklanması, aydınlatılması da gerekir.
Örneğin, yine 82. sayfada, Ahi Evren’in kurduğu debbağ atölyesi veontm çevresinde meydana gelen Debbağlar Mahallesi anlatıldıktan sonra şu bilgi de verilmektedir: “Fakat ‘Menakıb-t
gvren’in bir önderi. Fakat, Ahi Evren, herhalde debbaghğı bu değildir. Prof. Dr. Bayram, “Şeyh Evhadü’d-Din Hâmid jfl,.- ,^ggvbadiyye Tarikatı” ile “Şeyh Evhadü’d-din Hâmid el-Kirmânî Nâmesi” adlı eserlerde bu zat hakkında da geniş bilgiler veriyor ■'''"^'^derde de bu konuda herhangi bir ipucu bulunmuyor. Ahi Evren, herhalde Şeyh Razi’den de öğrenmedi. Kısaca, bu konuda hiçbir . Yineleyelim: Ahi Evren, bir dabakhaneye girmiş çalışmış ve ' deolabilir, ama o zaman bunca teorik çabaya nasıl zaman ve olanak Işunu da ekleyelim: Teorik çaba, hattâ herhangi bir kitabın okun-^ hileolunca; olanaksız denecek kadar güçleşir.
^yelim: Teorik çaba ile esnaflık, ticaret olmaz, demiyoruz. Bunun oJ-i parlak bir örneği var: İmam-ı Azam: Ebu Hanife. Ama Imam-ı I debhağlık gibi ağır bir işi yapmıyordu, tüccardı. Ayrıca da, güvenilir I ■ vardı. Peki, Ahi Evren’in de bir ortağı olamaz mıydı? Bu herhalde I *Jj(iıar. Çhnkii, Ebu Hanife, ticaret işinde, meslekdaşlanna karşı sonımluluk j ^ihi bir durumda değil. Ticaretin ne önderi, ne Ahibabası, vb. Evet, bu ko-j ,ııelealın'"i§ ve aydınlatılmış değil.
Teşkilâtçılık için de benzer sorular olacaktır. Teşkilâtçılık, örgütçülük; tııjkusuz, akıl, zekâ ister. Ama tümüyle pratik bir uğraştır. Bu işe girişen in-j jjnın aklını, fikrini, büyük ölçüde işgal eder. Böyle bir uğraş içinde olan kişi-I „in, leorik uğraşta bulunabilmesi, olanaksız denecek kadar güçtür. Bir örnek I diarak. Atatürk gösterilebilir. Atatürk, büyük bir teşkilâtçı, davranışçı ve ön-j jerdir, ama bir bilim adamı değildir. Bilimsel araştırmaları, eseri; böyle bir gi-j (işimi yoktur. Halk böyle durum ve konularda; “îki karpuz bir koltuğa sığmaz” der.
:Burada, Atatürk’ü örnek vermemiz yadırganabilir, bunlar çok farklı da de-
, nebilir. İşte bu bakımdan; Prof Dr. Bayram’m da birçok kez belirttiği gibi,
' AkiEvren’in de tıpkı Atatürk’ün yaptığı üzere, bir farkla ki; dünyanın birleş-' mij birçok ülkesinin güçlerine değil, yalnız, ama çok büyük bir güç olan, Mo-! »ollarakarşı bir Antiempeıyalist savaşım verdiğini belirtelim, i Bilgin ve eserleri olan bir kişi, sadece bilginliği ve eserleri ile belli bir kesimin önderi, şeyhi, pîri olabilir. Öte yandan, yine bir kişi, çok fazla değil, örneğin Hacı Bektaş-ı Velî gibi, bir ya da iki eseri ile de; Şeyh, Pîr olabilir. O zaman bu önderliğe, yine verdiğimiz örnekte olduğu gibi, Pîr’in teşkilâtçılığının neden olma,sı çok doğaldır. Ama bir yandan pek çok eser ve bir yandan Vezirlik gibi bir görev ile; öteyandan da Esnaflığın: Debbağlığm ve bir de Teşkilâtçılığın birlikte yürütülmesi; insan aklına sığdırılabilir bir durum değildir.
Prof. Dr. Bayram’ın yararlandığımız değerli eserinin birçok yerinde Ahi Evren’in örgütçülüğü anılmaktadır. Örneğin Prof Dr. Bayram, Ahi Evren’in
gerçek yaşamı ve eserlerini araştırırken karşılaştığı güçlükler nedeni aynı eserde, 64. sayfada; “Bu Gizliliklerin Sebebi” başlığı altında lemektedir:
“Bütün bu gizliliklerin ve çekingenliklerin başta gelen sebebi tiL. Moğol iktidarının ve Moğol yanlısı devlet adamlarının devrin yazarlan^ deki şiddetli fikrî ve siyasî baskılarıdır. Ahi Evren’in teşkilâtçılığı dakUeri Emperyalist Moğol iktidanna karşı isyana sevketmesi, iktidarın ve fikriyatının üzerinde şiddetli fikrî ve siyasî baskı uygulamasına sebç'*'' muştur”. ''
Böylece, Ahi Evren’in şaşırtıcı, efsanevî, üstün kişiliği üzerine;hayj.^ ve inanç ötesinde, akıl ve mantık bakımından sorulabilecek bazı sorulanıjJ le getirmiş olduk. En azından; Akılcı Ahi Evren’i; aynı akılcı yoldaiz|ç^ isteyenler için bunun da küçük bir hizmet olacağını düşünmekte ve bu mızın da hiç olmazsa bu ölçüde kabul göreceğini ummaktayız. Aynca,bu hamızın büyük araştırmacı Prof. Dr. Mikâil Bayram’a karşı bir eleştiri görülmeyeceğini de ummaktayız. Şu kadarını söyleyelim ki; bu çabamm^ amacı; baştan beri yaptığımız gibi, engin Ahilik gerçeğini tam ve dogmo^. ortaya çıkarmada, küçük bir katkıda bulunabilmektir ve sadece i ' lidir.
n “ANADOLU SELÇUKLULARI ZAMANINDA,
BaEDİYE VE GÜVENLİK GÖREVLERİ, AHİLER TARAFINDAN YÜRÜTÜLMEKTEYDİ”
Prof. Dr. M. Bayram, 2008 yılında yayınladığı, “Selçuklular Zamanında Konya’da Dinî ve Fikrî Hareketler” adlı eserinin, “Konya’da Ahi Teştti" başlıklı bölümünde şöyle diyor: “Anadolu Selçukluları zamanında şe-lürlerde güvenlik ve belediye hizmetleri ‘Ahi Teşkilâtı’ diye bilinen esnaf ve ^jnaikârlar örgütü tarafından yürütülmekteydi. Toplumu sosyal, kültürel ve si-jj(;îbakımdan yönlendiren en önemli kuruluş da gene Ahi Teşkilâtı’ydı.
Bu teşkilâtın kurucusu sayılan Ahi Evren Şeyh Nasîrü’d-din Mahmud, ^âü'd-dio Keykubad ve oğlu II. Gıyasü’d-din Keyhüsrev döneminde Konya'da bulunuyordu (..).
' a. Abi Teşkilâtı ’mn Kurulması
Tüık fütüvvet hareketi diyebileceğimiz Ahilik, dinî ve siyasî bakımdan Abbasî Halifesi en-Nâsır li-DiniUâh’ın kurduğu fütüvvet teşkilâtına bağlı olarak kurulmuştur. Türk kültür ve zevkinin. Ortaçağ İslâm Fütüvveti, löre ve gelenekleriyle beslenmiş ve Anadolu Selçukluları zamanında Anadolu'daki sosyal, kültürel, sınâî, ticarî ve siyâsî şartların etkisiyle teşekkül etmiş ve gelişmiştir.
34. Abbasî Halifesi en-Nâsır li Dinillâh (1180-1225) İslâm dünyasındaki dağınık dinî ve siyâsî birlikler halinde bulunan Fütüvvet hareketini, yeniden organize ederek, İslâm dünyasına şâmil bir teşkilât kurdu. Kendi zamanındaki bütün müslüman devlet adamlarına da mektuplar ve elçiler göndererek kurmuş olduğu Fütüvvet Teşkilâtına katılmalarını talep etmekteydi.
601 (1204) yılında ikinci defa Anadolu Selçukluları Devletinde tahta geçen 1. Gıy âsü’d-din Keyhüsrev; hocası MalatyalI Şeyh Mecdü’d-din İshak’ı bu Halifeye göndererek onunla siyâsî ve kültürel ilişkiler içine girdi. Nitekim ertesi yıl Bağdad’dan dönen Şeyh Mecdü’d-din İshak, bu kültürel ilişkinin sonucu olarak beraberinde Fütüvvet Teşkilâtı’na mensup bazı şeyhleri, ilim ve
Anadolu Ahi Teşkilâtı’nın kurucuları olan Ahi Evren Şeyh N ' Mahmud, onun hocası Evhadü’d-din-i Kirmânî, Kirmânî’nin hahfe^’*^' Zeynü’d-din Sadaka ve diğer Fütüvvet erbabı şeyhler ve Fütüvverf H mensupları, görevli olarak Anadolu’ya gelmişlerdir. Bunlardan dolu’daki Fütüvvet erbabı şeyhlerin lideri (Şeyhü’ş-şuyûhi’r-Rûmlolar ^'* zat halife tarafından ta’yinen Anadolu’ya gönderilmiştir. Ondan sonra göreve Zeynü’d-din Sadaka tayin edilmiştir (..).
b. Konya Ahileri
Bu devrin önemli kuruluşlarından olan esnaf ve san’atkârlann oldukları Ahi teşkilâtı, başlangıçta Kayseri’de kurulmuş iken, Aljji| din Keykubâd zamanında bütün Anadolu’ya yayılmıştır. Bu teşkilâtın cusu olup, Ahi Evren diye bilinen Şeyh Nasîrü’d-din Mahmud’un daSuiijj Alâü’d-din zamanında Kayseri’den Konya’ya gelip yerleştiği ve Ahilıgj Konya’da da teşkilâtlanmasını sağladığı görülmektedir.
Bizzat Sultan Alâü’d-din Keykubâd şehirlerde beledî hizmetlerinyiiriiıi mesi görevini Ahilere gördürmekteydi. Başkent Konya’da da Ahiler bekıj hizmetleri, sosyal, sınaî ve ticarî faaliyetleri, Ahi Fütüvvet-nâmelerindebelj, lenen prensipler dahilinde yürütmekteydiler (..).
Selçuklular zamanında şehirlerde Belediye ve Emniyet hizmetleri Mile tarafından yürütülmekteydi. Ahiler özel üniformaları ve bellerinde kamal® olduğu halde dolaşır, güven ve düzeni sağlamaya çalışırlardı. Özellikle Sulta,;
1. Alâü’d-din Keykubâd zamanında Konya’da Ahilerin çok güçlü ve nüfuzlıı oldukları görülmektedir.
MoğoUar’m Anadolu’yu işgal etmelerinden sonra oluşan Moğol yanlısı yönetime karşı mücadele ediyor ve onlara itaat etmek istemiyorlardı.Büyüt den Anadolu’nun birçok şehirlerinde olduğu gibi Konya’da da zaman zaman Ahilerin devlete ve uygulamalara karşı ayakleuıma olayları meydana gelmd teydi. Bu yüzden devlet. Ahilerin ellerinde bulunan tekke, hânikâhvemedıt se gibi müesseseleri onlardan alma yönünde bir uygulama başlatmıştı Be baskılara dayanamayan Ahilerin Konya’yı terk ettikleri görülmekleydi Eflâkî’nin birçok kişiler için, başlangıçta Mevlâna’ya muhalif iken, som dan Mevlâna’nın büyüklüğünü ve kerametlerini görüp, tevbe edip kul olduklarını bildirmesi de aslında devletin sözünü ettiğimiz uygulamalarının sonuçlarını ifade etmektedir (..).ferace fiyatları