tesettür ve felsefe toplumu

tesettür ve felsefe toplumu

 tesettür diyorki mensuplardıysa, fıefin soylu olmayan yeni sahibine L ı biat yeminlerini isteme hakin genellikle tamnmiyordu; bjj reni olmaksızın, vergiler ve hizmetlerle yetinmesi geteig'*^ du. Hatta fıef sahibi olarak kendisinin bir üst derecedele!^ yörüne karşı bu ritüeli yerine getirebileceğinin kabul bile reddedüiyordu. Tören basit bir iman yeminine indirgjj, yordu ya da en azından, çok eşitlikçi bir üişkiyi simgelcf.tesettür öpücük hareketi bu törenden kaldırılıyordu. İtaat talep ej,,! ya da itaat sözü verme yöntemleri, aşağı sımftan doğmuş olj, kişilere yasaklanmış biçimsel ilişkilerdi.
Askerî vasaUer uzun zamandan beri ortak kurallarisj farklı bir hukulda yönetiliyorlardı. Öteki bağımMatınkiylcjr, m mahkemelerde yargılanmıyorlardı. Fiefleri öteki mallai aynı biçimde miras kalmıyordu. Ailesel statüleri bile, koa®. larınm işaretini taşıyordu. Askerî fıef sahipleri soylu sınıf ot rak ortaya çıktığında, bir görevin ifasına bağlanmış olan® hukuku, bir aile grubunun örf hukukuna dönüşme eğfc gösterdi. Bu noktada ad değişikliği oldukça aydınlatraıkl zamanlar “feodal sözleşme”den bahsedilen yerde (bu dfe başlangıcmda tanımladığımız kurum’'’'^), Fransa’da, arük “sis-lu muhafızhk” denilmeye başlanmıştı. Özgünlüğünü çok et kurumlarm yansımalarından alan bir sınıf söz konusu oUf için, çok doğal olarak, soyluların özel hukuku da birçok if dan arkaik bir görünüm sunuyordu.
Bir dizi başka özellik, bu sımfın üstün toplumsal koaıı muyla birlikte, savaşçı tabaka olma niteliğini de dahabelif: bir biçimde ortaya koyuyordu. Kamn saflığını korumak s® konusu olduğunda, doğal olarak, aşağı statüden biriyle yapıla cak evliliklerin yasaklanmasmdan daha işlevsel bir yol yokt-Yine de bu kural yalnızca feodalitenin dışardan getirildipkkıl rıs’ta ve hiyerarşinin en kati biçimde yaşandığı Almany»^
(jiTi olarak uygulandı. Daha sonra göreceğimiz gibi, soylu sı-njfının kendi içinde de son derece gelişmiş bir tabakalaşmanın yaşanması dolayısıyla diğer ülkelerden farklılaşan Almanya’da da, eski senyörlük görevlilerinden doğmuş olan şövalyeler değil, yalmzca soylu sınıfın en üst tabakası bu şekilde kendi içine kapanabılmişti. Diğer yerlerde, özgür insanlar arasında eskiden varolan eşitliğin anısı, evliliğe ilişkin olarak, uygulamada değilse de hukuk alamnda etkili olmaya devam etti. Öte yandan, her yerde, şimdiye dek y^alnızca serf kökenli aday-lan dışlayarak soylu sımfına özgü düşünce yapışım ortaya koymuş olan bazı büyük dinsel topluluklar, artık yalmzca soylu sımftan gelenleri kabul etme kararı aldılar.^®^ Bazı yerlerde daha erken, bazı yerlerde daha geç olsa da, yine her yerde, soylunun bizzat soylu olmayana karşı özel olarak korunduğu; genellikle sıradan insanlardan daha ağır cezalar içeren istisnai bir ceza hukukuna tabi kılındığı; silah taşıma hakkının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilen özel intikama başvurma hakkının yalmzca ona özgülendiğine dair bir eğilimin bulunduğu; savurganlığı önleme yasalarının onu ayncahkh bir konuma yerleştirdiği gözlemlenebiliyordu. Ayncahğm kaynağı olarak soya atfedilen önem, şövalyenin kalkarıma çizilmiş ya da mühürüne kazmmış eski bireysel “tamnma” işaretlerinin, bazen fiefle birlikte ama genellikle bir mülk olmasa büe kuşaktan kuşağa intikal eden aile armalarma dönüşmesinde kendisini gösteriyordu. Önce soydan duyulan gurumn özellikle çok güçlü olduğu kraliyet ya da hükümdarlık hanedanlarında
^ A. SCHULTE, DerAde/ und dit deutsche Kirche im Mittelaiter^ 2e ed., Stuttgart ve dom URSMER BERLIERE, he recrutement dans Us monast'erts benedictins atcc XUJe et XIVe siecks (Mcm. Acad. Royalc Beigique, in-8o, 2e serie, C. XVllI)*in çalışmalan bu açıdan çok önemli miktarda bil^ sağlamaktadırlar. Fakat tarihlerin belirtilnoesi ve eleştirellik konusunda yetersizdirler.tesettür Schulie oe düşünürse düşünsün, nobiUs ya da ignohiUs sözcüklerinin eskiden çok gevşek kullanılmış olmalanna koyulacak bir çekinceyle birlikte, sözcüğün tam anlamıyla soylulara ait tekelin her yerde görece yeni tarihli bir olgu olduğu kendisirün atıf yaptığı metinlerden çıkmaktadır, özgür olmayanlann kaolmuna gelince, kabul edilmiş olsun ya da olmasın,
ortaya çılcmış, kısa süre içinde daha mütevazı ailelerin tarafından benimsenmiş olan bu soy devamlılığı simwk‘ kullanımı arük soylu olarak kabul edilen ailelerin tekeline, mişti. Nihayet, malî bağışıklık hiçbir biçimde kesinleşme,j|, se de, eskiden vasalin görevi olup artık tam anlamıyla sn,j luğa özgü bir görev haline dönüşmüş bulunan askeri lülük, bundan böyle soylu kişiyi genel parasal yükümlüliıHf, den hariç tutmak gibi bir sonuca yol açtı; bir açıdan aslf, hizmet parasal yükümlülüğün yerine sayriıyordu.
Doğuştan elde edilen haklar ne kadar güçlü olurlatsjjj sunlar, yine de toplumsal konumun yüksekliğine uygun liı, meyen bazı işlerin yapılması durumunda ortadan kalmaiı cak kadar güçlü de değillerdi. Kuşkusuz, soylu sıfatının b bedilmesi kavramı henüz tam anlamıyla geliştirilmemişti. | dönemde bazı kent statülerinin özellikle soylulara kopti olduğu ticaret yapma yasağı, rakip bir sınıfın gururundan çol ticaret burjuvazisinin hemen hemen tekel kurduğu bu ak koruma kaygısının sonucuydu. Fakat, tarımsal faaliyetlemıt kerî sımfın onuruyla bağdaşmaz olduğu konusunda hetb hemfikirdi. Paris Parlamentosu, bir şövalyenin, kendi ması la bile olsa,tesettür tasarruf hakkı sahibinin köylü olduğu bir toptf. ele geçirdiğinde kırsal angaryalara tabi tutulamayacağına ij kin karar almıştır. “Toprağı sürmek, bellemek, eşek s» odun ya da gübre taşımak”; Bir Provans kanunnamesine^ re, bu eylemler otomatik olarak şövalye ayrıcalıklarının om dan kalkmasına yol açmaktadır. Yine Provans’ta, soylu kaık “fırına, çamaşırhaneye ve de değirmene” gitmeyen bdınol^ rak nitelenmiyor muydu?^®*" Soylu sımfı tek bir görelin, sili bağımb adam görevinin yerine getirilmesiyle kendisini t0-lamaktan vazgeçmişti. Artık dışardan girilebilir bir sınıf
30“ 0/m, C. 1, s. 427, no. XVII (Chandc4eur, 1255). -F. BENOİT, Rtaıalk tilen bölümler, s. 453, no. 300. -M. Z. İSNARD, Um desprivilt^ â XLV1I, s. 154.
Vasallik ve şövalyelik kurumlarının tümüyle dışarıdan getirilmiş olduğu İngiltere’de, fiilî soyluluğun evrimi, başlangıçta kıtadaki evrimle aşağı yukarı aynı çizgiyi izledi. Fakat, XIII. yüzyılda oldukça farklı bir yöne saptı.
Öncelikle, gerçek bir imparatorluk kurma tutkularının peşinden gitmek için kendilerine gerekli araçları sağlayacağını düşündükleri ada kralhğının çok güçlü efendileri olan Nor-manve ardından da Anjou kralları, askerî yükümlülüğü en son sınırma kadar genişletmek için çaba gösterdiler. Bu amaca ulaşmak için, farkk çağlara ait iki ilkeden aym anda yararlandılar: Tüm özgür erkekleri kitlesel olarak askere aknak ve vasallerden özel hizmeder talep etmek. 1180 ve 1181’den iü-baren, II. Henri’nin, önce kıtadaki topraklarında, ardından da İngiltere’de bulunan tebaasına, her biri kendi durumuna uygun olmak üzere silahla donanma yükümlülüğü getirdiği görülmektedir. İngiliz “kraliyet mahkemesi”, diğerleriyle birlikte, bir şövalyre fıefınin zilyetliğine sahip kişiden talep edilenleri de beürlemektedir. Ancak, şövalye yapma töreninden hiç söz etmemektedir. Bununla birlikte, bildiğimiz gibi, bu tören silah donanımına sahip olmanın en emin güvencesi olarak kabul ediliyordu. Yine 1224 ve 1234’te, III. Henri, bu defa, böyle bir fıefi elinde tutan herkese, hiç gecilcmeksizin şövalyeliğe giriş töreninden geçme zorunluluğu gedrmeyd akıllıca bir önlem olarak değerlendirdi. Bu zorunluluk, en azından (bu, ikinci bir kanunnameyle getirilen bir kısıtlamaydı), doğrudan krala biat yemini edecek olanlar için söz konusuydu.
tesettür sundu.