ferace fiyatları ve ahilik bilgi konular

ferace fiyatları ve ahilik bilgi konular

 İli Teşkilâtı’nın baş mimarı, Türkiye Selçukluları devrinin en güçlü ^jlim, fikir ve aksiyon adamı, san’atkâr (Derici) ve bilge kişi Ahi Ev-^^HaccNasirü’d-din Mahmud el-Hoyi, yukarıda izaha çalıştığım düşünce ve jalayışınsahibi olarak Ahi Teşkilâtını kurarak tabiî bilimleri, iş ve san’at ala-^ uygulamaya çalışmıştır (..).
Ahi Evren Hace Nasirii’d-din, Eş’arî mezhebinden olduğu halde tabiat bi-jjnlerine açık, akliyeci (akılcı, rasyonalist; sg) bir fikir adamıdır. Tıb ilmine ve Felsefeye dair muhtelif eserler yazmıştır. Aslında Hocası Fahru’d-dm-i Razî ((06/1209), Eş’arî mezhebinden akliyeci bir fikir adamı olarak tanınır. Yazdı-şıpek çok eserler ile Eş’arî mezhebini tabiî bilimlere açık bir konuma getirmeye çalışmıştır... İşte Anadolu Ahiliğinin baş mimarı Ahi Evren Hace Nasi-(ii'd-din onun bu çalışmasını ve açtığı çığırı Anadolu’da devam ettirmektey-di"(age, s. 53-56).
zamanla Abbasî Devleti yetkilileri de Eş’arîliğe meylettiler ve b hamisi konumuna geldiler. Mu’tezilileri takibata almaya** cezalandınnaya başladılar. Selçuklu Devleti zuhur ettiği sıralard^*^ S Horasan’da itikatta Eş’arî Mezhebi amelde Şafiî Mezhebi hakim du
Selçukluların ilk zuhur ettiği bölgeler olan Maveraünnehr’de
Mezhebi, Harezm’de ise Mu’tezile Mezhebi hakim durumda idi (,) ^ den o dönemde Harezm’den çıkan Ebu Reyhan el-Beyrunî, ünlü Müte**'^ Zemahşerî gibi alimler Mu’tezile mezhebindendirler. Bu iki nıezhep^ip!'*^ lan amelde Hanefî mezhepli idiler.
Selçuklu ailesinin tanınmış üyelerinden olan Anadolu Selçu|;^| hanedanının ceddi Kutalmış’ın da Mu’tezile mezhebli olduğu anlaşıl^jL^ (..). Burada görüldüğü üzere bu bilgileri veren Eş’arî mezhebinden ni İbnü’l-Esir, Kutalmış’ın astronomi ve felsefe bilmesini tuhaf bulmakla ? felsefî bilgilerin onun dinî inanışında yer tutmasını da hoş bulmamaktadır durum Kutalmış’ın Mu’tezile mezhebine mensup bulunduğunu gösteriyot(î Selçuklu Hanedan üyeleri arasında görülen bu dinî eğilimin haneıjjj üyelerine hocalık yapan Harezmli Türkmen Danişmend Ali Taylu’dankjy naklandığı anlaşılmaktadır (..). Bu bilge kişi Selçuklu hanedanına kız vetct^^ ve kız alarak onlarla akrabalık da tesis etmiştir (..). 2feld VeM Hocamız Beyhakî’nin verdiği bilgilere dayanarak bu Buharalı Danişmenû'u Selçuklu Devleti’nin kuruluşunda büyük hizmetlerde bulunduğunu vedevleıjj kuruluşunda pay sahibi olduğunu yazmaktadır”(age, s. 22-27).
nadolu’da İlmî ve fikrî faaliyetler ne zaman ve nasıl başladığı geçti| vmiz asrın başlarından itibaren söz konusu edilmeye başlanmıştır.Tiiı Kültürü’nün pek çok meselelerinde olduğu gibi bu konuda da ilk defa fikir a deden Fuad Köprülü olmuştur”(age, s. 28).
“KutaJmışTn oğullan ve ahfadı olan Türkiye Selçuklulannda ilkSullat nn dinî ve İlmî konumlan hakkında fazla bir bilgi mevcud değildir (..).Bun la beraber II. Kılıçarslan’ın felsefî konulara ilgi duyduğunu ve bu alandai mî tartışmalara katıldığını Süryani Mihail bildirmektedir. İbnBibi,LGıyase Keyhüsrev’in İbn Sina’nın hayranlarından olduğunu yazmaktadır (..),H,! ArsJan ’ın kızı Gevher Nesibe Hatun’un Kayseri’de bir Tıp Merkezi inşae si de tabiat ilimlerine duyulan ilgiden kaynaklanmış olmalıdır (..).
Zamanla Büyük Selçuklu Devleti’nin dinî politikası ve Nizamiye M seJeri’nin yarattığı dinî atmosfer Anadolu’da da etkisini göstermiştir, Ni ‘Akaid-i ehl-i sünnet’ adlı eserin sahibi Ömer b. Muhammed es-Savî( zamiye Medreselerinin en tanınmış müderrisi İmam Gazzalî’nin (505j paralelinde bir dinî anlayışta olduğu görüln^^gdir (..).
Danişmend Oğulları Devleti’nin kurucusu Melik Ahmed Gazi, yukarıda işaret olunduğu üzere Selçuklu ailesinin muallimi olan Danişmend ı^liTaylu'nun oğludur. Kendisi de bilge bir kişi olduğu için Danişmend Gazi ıjiyeanılmışür. Onun da eniştesi Kutalmış gibi itikatta Mu’tezile mezhepli olduğu anlaşılmaktadır. Melik Ahmed Gazi’den sonra diğer Danişmendli hükümdarlar da dedeleri Danişmend Ali Taylu’dan kaynaklanan bu dinî eğilimi jelenek halinde devam ettirmişlerdir (..).
Danişmend Oğulları itikatta Mu’tezile Mezhebi’ne yatkın ve felsefî geleneğe bağlı olduklan gibi, amelde de Hanefî Mezhebi’ne mensup idiler. Daniş-ıııendİlindeki Medreselerde Hanefî fıkhı tedris ediliyordu. Ebu Hanife akliyeci bir fakih olduğu için eskiden beri Mu’tezilîler amelde Hanefî Mezhebini tercih etmişlerdir. Bu yüzden Danişmend İli’ndeki fakihlere ‘Türkmen Hanefî Fukaha’ denmiştir. Hattâ o dönemde Hanefî sözü ile Mu’tezile Mezhebi kas-tediliyordu”(age, s. 34-35).
“e. Danişmendlüer’in Millî Siyaseti
Danişmend Oğullan, gazilik mefkûresine, Türk kültürüne ve Türkmen-cilik ülküsüne büyük bir önem vermişler ve ülkelerinde bunu yerleş-limıeye ve yaymaya çalışmışlardır (..). Danişmendoğlu Melik Ahmed Gazi ve beraberindekilerin kahramanlıklarını dile getiren ‘Danişmend-nânıe ’ adlı eser Danişmend İli’ndeki kültürel anlayışın mahsulü olduğu gibi ‘Dede Korkut Hikâyeleri’ de XIV. asırda gene bu yörede, Amasya’da derlenmiştir (..).
AmasyalI Hakîm Bereket adlı bir zat ‘Tuhfe-i MubârizV adlı eserinin önsözünde bildirdiğine göre, bu eserini önce ‘Lubâbu’n-Nuhab’ adıyla Arapça olarak yazmış, sonra bunu "Tuhfe-i MubârizV adıyla Farsça’ya tercüme edip. EmirMübarizü’d-din Halifet Gazi’ye sunmuştur (..).
Görülüyor ki, Anadolu’da ilk olarak Türkçe eser yazma geleneği Amasya’da yani Danişmend İli’nde başlamıştır. Hakîm Bereket, ‘Tuhfe-i MubârizV adlı eserinden sonra ‘Hülasa der İlm-i Tıb' ve Tabiat-nâıne’ adlarında iki Türkçe eser daha yazmıştır (..).
!îGördüğümüz ‘Bilinen’ En Eski ‘Fütüvvetname’”. O zaman öyle
I Şimdi Ur-Nammu’nun Fütüvvetname'sine ulaşınca, Eflâtun’un Fütüvy me’si, haliyle 2. lige düşüyor.
1Bu başlık kabul edildi mi? Bilmiyorum, ama, kuşkusuz, yazılı olaıai
I de edilmedi. İşte şimdi de, üçüncülüğü. Büyük Filozof Eflâtun’un öğrenci başka bir Büyük Filozof; Aristoteles alıyor.
IEthika Nikomakheia’da bir özellik, beni epey şaşırttı, ama mutlu da ento
da, Aristo’nun felsefesi, bilindiği gibi, bakış açısı bakımından, hocası Eflâtun,^ felsefesi ile taban tabana zıttır. Eflâtun, îdeaüst’tir, Aristo ise, Realist’iir.
- to, hocası ile zıtlığını, aykırılığını ortaya koymayı adeta bir görev sayar.
Ama, görüyoruz ki. Ahiliğe, Fütüvvet’e kaynaklık etmede; ikiBüyükE. lozof, hiç de birbirlerinden ayrılmıyorlar. Aristo, eserinde, hocasma farklılık getirirken, hiçbir şekilde bunu bir eleştiri konusu yapmıyor. Burada hocası üç tam bir güçbirliği yapıyor. Filozof Aristo; Hoca’sını tamamlama bilincine büyük bir örnek veriyor. Kendi payımıza, her iki Filozofu da, Yiğitlik’in,Fiilüv-vet’in. Ahilik’in gelişmesinde temel atma görevlerindeki bu örnek dayanışım Jarından ötürü; yüzyıllar, bin yıllar ötesinden, saygı ile kutluyomz.
Eser, beş kitaptan oluşuyor. Birinci Kitap, şöyle başlıyor;
“Her sanat ve her araştmnanm, aynı şekilde her eylem ve tercihin de biı iyiyi arzuladığı düşünülür; bu nedenle iyiyi ‘her şeyin arzuladığı şey’ diye yerinde dile getirdiler”. Ne güzel bir
• pjha sonra hocası Eflâlun’a da ister istemez değiniyor: “Platon da yolun yerden mi yoksa ilklere doğru mu gittiğini pek yerinde sorun edinmiş ve so-‘ ,armayaçalışmıştı(..). Bundan dolayı güzel, adil şeyleri ve genellikle siya-konularını yeterince yararlanarak dinleyecek olanın ahlâkça iyi eğitilmiş iması gerekiri..).
Böyle biri de zaten ilklere sahiptir ya da onları kolayca edinebilir. Bunlar-jjnhiçbiri bir insanda yoksa, o Hesiodos’a kulak versin: ‘Kim ki her şeyi ken-ıj| anlar, en iyi kişidir./Kim ki doğru sözle ikna olur, o da iyidir./Kim ki ne kendi anlar ne de kulak verir başkasına,/İşe yaramaz bir adamdır o.’
Şimdi konudan aynldığımız yere dönelim. İyinin ve mutluluğun yaşam biçimlerinden sayılması pek akla aykırı görünmüyor; çoğunluk ve kabasaba insanlar bunlann hazda olduğunu düşünürler; bundan dolayı da haz yaşamım severler. Çünkü belli başlı yaşam biçimleri üç tanedir: Bu sözünü ettiğim yaşam ve siyaset yaşamı, üçüncüsü de teoria yaşamı
Bu konular için bu kadan yeter; herkese açık derslerimizde bunlardan yeterince söz edilmiştir. Üçüncü yaşam şekli teoria yaşamıdır, bunu da daha ileride ele alacağız. Ticaret yaşamı ise oldukça zorlu bir yaşamdır, zenginliğin de bizim aradığımız iyi olmadığı açık; çünkü o başka şeylere yarar(..).
Hakikati korumak için alışkın olduklarımızı bir yana bırakmak daha iyi, halta gerekli görünüyor, filozof olduğumuza göre; her ikisini de sevsek bile, hakikate öncelik tanımak yerinde olur(..).
Biri (bir sayısını) iyilerle aynı diziye koyan Pythagorasçılar bu konuda daha inandıncı konuşur görünüyorlar; sanırım Speusippos da bunları izliyor Bir dokumacının yada bir marangozun ise, iyinin kendisini bilmekle kendi sanatı için ne yarar sağlayacağı, ya da bu ideayı görmüş olan bir kumandanın nasıl daha çok kumandan olacağı, bir doktorun daha çok doktor olacağı da bir somndur(..).
‘Kendine yeter’den kastetiğimiz, kişinin tek başına olması, yalnız bir ya-§am sürmesi değil, ana-babası, çocukları, karısı, dostlan ve yurttaşlanyla bir-lile olmasıdır, çünkü insan doğal yapısı gereği toplumsaldır(..).
Mutluluğun en iyi şey olduğunu söylemede anlaşma var gibi görünüyor, ama bundan öte onun daha açık olarak ne olduğunun söylenmesi arzu ediliyor)..). Marangozun, ayakkabıcının belli işleri ve yaptıkları vardır da, insanın i?i yok mudur? Yani doğal olarak işsiz mi? Yoksa gözün, elin, ayağın ve genellikle parçaların her birinin bir işi olduğu göründüğü gibi, insanın da bunla-rmötesinde bir işinin olduğu ileri sürülebilir mi?
Bu acaba ne olabilir? Yaşamak bitkilerle ortak görünüyor, biz ise insana özgü olanı arıyoruz)..). O halde geriye akd sahibi olanın -bunun da akla bo-
Ayrıca, mudulukla ilgili arananların tümü bizim söylediğimizde v f
nüyor; çünkü mutluluğun, kimi erdem, kimi aklı başındalık, kimi birt^ '
lik olduğunu, kimi de hazla birlikte ya da haz olmaksızın bunlar ya da dan biri olduğunu düşünüyor; başkaları ise dış iyi koşulları da kapsıyj|"'''>
Bu söylediklerimiz bir yana, güzel eylemlerden hoşlanmayanın, jyi|j^ madiği söylenebilir; çünkü hiç kimse haklı iş görmekten zevk duymayana cömertçe eylemlerden zevk almayana da cömert diyemez; öteki erdemi»*?'’ nusunda da durum aynıdır(..). O halde mutluluk en iyi, en güzel ve enht»^ diı^ bunlar da birbirinden ayrılmaz, Delos yazıtında söylendiği gibi: ^
“En güzel şey en adi! olandır, en iyi şey sağlıklı olmak;
En hoş şey ise, kişinin arzuladığı şeye kavuşması olur.”
Bunların hepsi en iyi etkinliklerde bulunur. Mutluluk bunlardır ya da Jardan biri en iyisidir diyomz(..).
Bundan da şu sorun ortaya çıkıyor; Mutluluk acaba öğrenilebilir ya daalı^,. Jabilir veya başka bir şekilde gerçekleştirilebilir bir şey midir? Yoksa binaıj, vergisi olarak mı ya da bir raslantı sonucu mu gelir?(..). Dediğimiz gibi,(birj„, sana mutlu diyebilmek için) hem erdemin tamı hem de yaşamın tamı gerekli Nitekim yaşamda pek çok değişiklik oluyor, talihin her türlü cilveleriyk karşılaşılıyor ve olabilir ki, en parlak durumda olan kişi bile yaşlılığında büyük bir felâkete uğrar —Troia efsanelerinde (Kral, sg) Priamos için anlatıldığı gibi; böylesi bir talihle karşılaşmış ve acınacak şekilde ölmüş birini hiç kimse mutlu saymaz.
O halde acaba yaşadığı sürece hiçbir insanı mutlu saymayacak mıyu'! Solon’un dediği gibi sonunu mu görmek gerekir? Bunu eğer böyle kabul edeceksek, acaba insan ölünce mi mutludur? Yoksa bu, özellikle mutluluk bir tiiı etkinliktir diyen bizler için, tamamen saçma mıdır? (..). Açıktır ki talihin cilvelerine uyarsak, aynı insana sık sık bir mutlu bir mutsuz diyeceğiz; mutlulu-şiyi bir bukalemun gibi, temelleri çürük bir yapı gibi göstereceğiz!..).
Bunlar belirlendiğine göre, mutluluğun övülür şeylerden birinu,yoksada ha çok değerli şeylerden biri mi olduğunu araştıralım; olanaklardan biri ota dığı açık. Övülür her şeyin, belirli bir özelliği olduğu için ve bir şeyle ilgisibı lunduğu için övüldüğü görünüyor; adil insanı, yürekliyi ve genel olarakiyii sam eylemlerinden, erdemi de eserlerinden dolayı; güçlü kişiyi, hızlı koşanı bu gibi her kişiyi ise, doğuştan böyle olduğu için ve iyi ile erdemli bir şe| belirli bir ilgisi olduğu için övüyoruz(..).
Mutluluk, ruhun, kendisi amaç olan erdeme uygun bir etkinliği olduğı göre, erdem konusunu araştırmalı; bu şekilde belki de mutluluk konusuna daha iyi bakmış oluruz(..). Ruhun kısımlan
erdemlere düşünce erdemleri, kimine de karakter erdemleri diyoruz, ik doğru yargılama, aklı başındalığa düşünce erdemleri; cömertliğe, öl-ise karakter erdemleri diyoruz. Nitekim birinin karakterinden söz krke'n.aaun için bilgedir ya da doğru yargılama gücüne sahiptir demiyoruz, ^tindir ya da ölçülüdür diyoruz. Ama bilgeyi de sahip olduğu huy bakımın-^vüyoruz; huylardan övülenlere ise erdemler diyoruz”^*^^^
“İKİNCİ kitap
Biri düşünce erdemi, diğeri ise karakter erdemi olmak üzere iki tür erdem vardır. Bunlardan, düşünce erdemi daha çok eğitimle oluşur ve jflijir, bu nedenle de deneyim ve zaman gerektirir; karakter erdemi ise ^kanlıkla edinilir, adı da bu nedenle küçük bir değişiklikle alışkanlıktan ,‘ethos’tan) gelir(..).
Şu anda ele aldığımız konu diğer konular gibi teorik bilgi için olmadığına jöre (erdemin ne olduğunu bilmek amacıyla değil, iyi olalım diye araştırma yapıyoruz; yoksa bunu ele almanın bir yararı olmazdı), eylemler konusunda onlan nasıl gerçekleştirmek gerektiğini araştınnak zorunlu; çünkü dediğimiz Eİbi. huylanmızın nasıl olacağını da asıl bunlar belirliyor(..).
Nitekim aşın ve eksik yapılan beden eğitimi gücü yıpratır; aynı şekilde içki ve yemekler çok fazla ya da çok az olduğu zaman sağlığı bozar, dengeli olduğu zaman ise sağlığı meydana getirir, artırır ve korur. Ölçülülük, yiğitlik ve öteki erdemlerde de bu böyledirf..). Ölçülülük de yiğitlik de aşırılık ya da eksildik yüzünden bozulur, orta olma ile korunurf..).
Demek ki karakter erdemi bazlarla ve acılarla ilgilidir; nitekim haz uğruna çiddn şeyler yapıyoruz, acı yüzünden de güzel şeylerden uzak duruyoruz. BıuıuniçinPlaton’un dediği gibi, bu şekilde bir yolunu bulup henüz çocuklukta gerektiği şeylerden haz alacak ve acı duyacak biçimde eğitilmek gerekir; doğnı eğitim budur(..).
Kişiler hazlar ve acılar yüzünden, bunların peşinden koşmakla veya bunlardan kaçmakla; ya peşinde koşmamaları veya kaçmamaları gerekenlerin ya da gerekmediği zamanda veya gerekmediği şekilde veya aklın bu konularda belirlediği diğer şekillerde peşinde koşmakla veya kaçmakla kötü oluyor-ferace fiyatları