ferace fiyatları ve ahilik bilgi konumuz
özellikle belediye hizmetleri bakımından, eski Yunan’da, Mısır’da ıjEflâlun’da da görülen; “Agoranomos”un, İslâm’da görülen; “Muhtesib”in jj/fviolmuyor mu? “Konya Ahileri” başlığı altında, bu görevin Ahiler’e, Sul-I ı^Alâiiddin Keykubad tarafından verildiği de daha açık olarak belirtiliyor.Üzerinde durmak istediğimiz başka bir yan. Prof. Dr. Bayram’ın; “Aluli-! |inRitiiwet ile bağım”; burada, belki başka eserlerinden biraz daha açık oJa-rjtbelinmesidir. Yıllarca Ahiliği “efsane” olarak anlatan, dinleyen ve konu-(jn; buna alıştığından mı, güç gelen Ahilik ilkelerini gerçekte hemen hiç iste-meıiiğinden mi ya da çoklannca salt bir övünç konusu olarak görülen Ahiliği, sıdece kendi toplumuna mal etme isteğinden mi, Fütüvvet bağını inkâr eden-Ifiekarşı, Hoca, pek haklı olarak bu belirtmeyi yapmış. Biz de onun için bu İBİİinıii âldık ve bir de kendimiz, onu göze batırmak istedik.
B) AHİLER VE AHİ EVREN, ŞAFÖ VE EŞ’ARÎ Mİ İDİLER?
Prof. Dr. Mikâil Bayram, aynı eserde, daha ilerideki başka bir bölümde, yine Selçuklular zamanında, Konya’da, “İslâm mezhepleri, Felsefe: felâmekolleri ve Ahilik” konusunu ele alıyor. Bu konularda, çok önemli olan }u bilgileri veriyor:
“a. Eş’aıîler ve Şafiî Medreseleri
Genel olarak itikadda Eş’arî olanlar amelde de Şafiî Mezhebini tercih etmekteler. Diğer bir deyişle Şafiî olanlar çoğunlukla Eş’arî mezhebine tâbi’olmuşlardır (..). Nizamiye medreseleri, itikadda Eş’arî amelde Şafiî
W-W ûr. Mikâil Bayram, Selçuklular Zamanında Konya’da Dinî ve Fikrî Hareketler. nh2003, Konya, s. 47-54.
395
mezhebini yaymak ve yerleştirmek amacına ma’tûf (yönelik; sg)oij muştur (..)• Bu bakımdan Selçuklular asn dediğimiz yüzyıllarda Mezhebi Büyük Selçuklular döneminde devletin himayesinde rev
ve yayılmıştır
Ahiler genel olarak itikadda Eş’aıî amelde Şafiî idiler. Ahilerin lia^ Evren ‘Menahic’ admda bir Şafiî İlmihali yazmıştır. ‘Metâli’dl-L eseri ise Eş’aıî Mezhebi esasları çerçevesinde iman esaslarına dairhir
Ünlü Eş’arî kelâmcısı Fahru’d-din-i Râzî’nin pek çok talebesi Anad gelmişler ve hocalarının dinî ve felsefi görüşlerini yaymışlar ve "•'i leri medreseleri, Eş’arî ve Şafiî bir temele oturtmuşlardır. Konya’da din-i Râzî’nin talebesi olan müderris ve fikir adamları bulunmaktayd, * Evren, Seyyid ŞerefU’d-din Herevî, sonradan vezirliğe getirilen Kadı bunlardan birkaçıdır. Malatya, Sivas ve son olarak da uzun bir süre Kom-kadılık yapan Sirâcü’d-din Mahmud el-Urmevî de Eş’arî ve Şafiî mensup idi (..).
Sadru’d-din-i Konevî ve etrafındaki pek çok talebesi genel olarak Ej’a^ Şafiî mezhebinde idiler. Ancak S. Konevî gençliğinde Mâliki mezhebi;)^ olan hocalardan ders almıştı. Fakat Şafiî ve Eş’arî mezhebini tercih eı®i^ Ömrünün sonunda Mâlikîler gibi Selefiliğe meyi ettiği görülmektedir. öyle gösteriyor ki, Selçuklular zamanında Anadolu’da Eş’arî ve ŞafıîlerinjH| ve nüfuzları daha yaygın idi (..).
b. Hanefîler ve Mâturidîler
; i;:,.:.
Eskiden beri Hanefi mezhebinden olanlar ekseriya itikadda Mâtuni mezhebini tercih etmişlerdir. Şafiî’lerin Eş’arî mezhebine yöneldikle ri gibi, Selçuklular zamanında Hanefî ve Mâturidî mezhebinin demevcudol duğu gözlenmektedir. Mevlâna ve çevresindekiler çoğunlukla Hanefi ve Mi turidî idiler.
Mâturidî Mezhebi’nin kurucusu İmam Mâturidî’nin ‘Kitâbü’t-Tevhld’ti-İl eserinin Selçuklular döneminde Farsça’ya tercüme edildiğim biliyonız Bu durum Şafiî Mezhebinin yanında Hanefi Mezhebi’nin de yaygın olduğunu gösteimektedir (..). Mâverâünnehr bölgesinden Anadolu’ya göçenler genel olarak Hanefi ve Mâturidî idiler. Moğol istilâsı önünden kaçıp Anadolu’ya sığınanlar Orta-Asya ve Maverâünnehirliler Anadolu’da Hanefîlerinnüfusunun artmasına ve Hanefi fıkhının yayılmasına sebep olmuştur (..).
Bu elyazması eserlerden, Gazneliler ve Karahanhlar ülkesinde Haneli Mezhebi’nin çok yaygın olduğunu öğreniyoruz. İşte bu bölgelerden Anadfr lu’ya yönelen göçler, Anadolu’da Hanefî Mezhebi kültürünün yayılmasını ve hattâ zamanla Şafiî Mezhebi’nin önüne geçmesini sağlamıştır (..).
396
• likîler çoğunlukla Selefidirler. Selçuklular zamanında Konya’da
MJlâlikîlerin de belli karargâhları vardı. Bunlar genellikle Kuzey Af-.p, Anadolu’ya gelmişlerdi (..)”('^5).
f pr. Mikâil Bey’in, bu çok değerli eseri bana göndermesinden birkaç
prof.
nsonfa
kendisini telefonla arayarak hem teşekkür ettim, hem de bazı gö-âli ilettim. Özetle: Hanefî olan Selçuklu Sultanlarının, Şafiî’liği ve kendi istekleri, kararlan ve buyruklart ile halka dayatmadıklarını, ^^ııucun. İranh Şafiî Vezir, ünlü Nizamülmülk’ün seçimi ve karan ile alm-jjTiı Vezir’in, Nizamiye Medreselerinin bugünkü anlamda Rektörlüğü-jine t)lan İmam Gazali’yi ve tüm bağlı medreselerin başına
jj İPmIı, Şafiî müderrisleri getirdiğini ve istemiyerek de olsa; sonuçtan Sel-Sultanlarının sorumlu gözükmesine katılamadığımı söyledim.
Hoca, görüşlerimi itirazsız, aynen kabul ettiler ve bu konuyu başka bir yazı-Ijnnda belirttiklerini söylediler. Şimdi de sevinerek görüyoruz ki, 2009’da ya-uiıladıklan, aşağıda alıntılar yaptığımız eser ile bu konudaki boşluğu hem bü-jıikölçüde gideriyorlar, hem de bu konuda yeniden çok değerli bilgiler veriyor-Ijf, Kendilerine teşekkür ederek, bu değerli eserden alıntılanmıza geçiyoruz.
“AKILCI; ‘DANİŞMEND OĞULLARI DE'VLETİ’”
Prof. Dr. M. Bayram, “Danişmend Oğullan Devleti’nin Bilimsel ve Kültürel Mirası” adlı olan bu eserin Önsöz’ünde şöyle diyor: “Anadolu’da Tiırk-İslâm medeniyetinin inşasında ve kültürel yapılanmasında Danişmend Oğulları Devleti’nin büyük hizmetleri bulunmuştur. Orta ve kuzey Anadolu’da jûr ni hüküm sürmüş olan bu devlet, 1071 Malazgirt zaferinden hemen sonra bilse bir kişi olup ve bilge bir aileye mensup bulunan Danişmendoğlu Melik Ahmed Gd tarafından kurulmuştur (..).
Türkiye Selçukluları devletinin kurucusu Süleyman Şah’m dayısı olan Danişmendoğlu Melik Ahmed Gazi, etrafına bilge kişiler toplayarak ülkesinde erken sayılacak bir tarihte dinî ve İlmî faaliyetleri başlatmtştır”(196). Birinci Bölüm’de de şöyle diyor: “Anadolu’da ilk medreseler de gene Danişmend ilinde ve Danişmend Oğullan zamanında Niksar, Tokat, Amasya, Sivas, Kayseri gibi şehirlerde inşa edilmiştir”(age, s. 16).
“Danişmend Oğlu Gümüş-tigin Ahmed Gazi 1104 yılında vefat edince yerine geçen oğlu Emir Gazi babası gibi fetihlere başlamış devletinin hudutlan-
155-Prof. Dr. M. Bayram, 2008. s. 100-107
156-Prof. Dr M Bayram, Danişmend Oğullan Devleti'nin Bilimsel ve Kültürel Mirası,
gın ve kuvvetli olduğu fark edilmekledir Anadolu’da ilk ‘ak nâmesi’ de Tokatlı Nasir’d-din Vaiz tarafından XIII (VII). asrm^ıN', leme alınmıştır
Sanıldığı gibi Anadolu’da Türkçe eser yazma geleneği Karama
Devleti’nin Türkçe’yi resmî dil olarak ilân etmeleriyle başlamış de5|'
İmda böyle bir resmiyet de mevcut değildir. Anadolu’da Türkçe geleneği ilk olarak Danişmend îli’nde ve Danişmend Oğullan'nm fikrî ve kültürel ortamda yazılmaya başlanmıştır”(age, s. 4
“Ahilik, çoğunlukla topluma folklorik bir olay biçiminde takdim gj., tir ve edilmektedir. Fakat Ahiliğin bilimsel bir temelinin bulunduğu hemen hiç düşünülmemiş ve durulmanuşfar (..). İlginçtir Osmanlıulem^ Ahiliğin bu yönü hakkmda bilgi edinememişlerdir. Çünkü Moğollarve\j iktidarının hizmetinde olan yöneticiler Ahi ve Türkmen çevrelerde eserleri takibat altında tutuyor ve bu eserlerin yayılmalannı engellemeye^ şıyorlardı. Bu hal birçok eserlerin kaybolmasına sebep olmuştur. Çoğuza^^^ bu çevrelerde yazılan eserleri başkalarına mal ederek, Vakıflannı müsadjjj ederek onları unutturmaya çalışıyorlardı (..).
D) “AHÎ EVREN, EŞ’ARÎ MEZHEBİNDENDÎR AMA, AKLİYECİ (RASYONALİST) BİR FİKİR ADAMIDIR.”
“a. DanişmendUler’de Bilim
Türkiye Selçukluları dönemindeki ilk sultanlann dinî ve bilimsel eği limleri hakkında bize ulaşan haberler yok gibidir. Fakat onların dip atası Kutalnuş hakkında İbnü’l-Esir’in naklettiği şu önemli bilgi dikkat çeld-cidir: ‘Şaşılacak şeydir ki, Kutalmış Türk olmasına rağmen Astronomi ilıım çok iyi biliyordu. Bundan başka Felsefe geleneğinden olan ilimleri de iyi biliyordu. Kendisinden sonra oğulları ve ahfadı da Felsefe geleneğinden olan bi limleri öğrenmeğe devam ettiler. Bu alanda isim yapmış bilim adamimıhı-mayelerine aldılar. Ancak bu durum onların dinî inançlarında pürüz meydana getirdi ’.
Felsefe geleneğinden (Ulumu’l-kavm) maksat tabiat bilimleridir. Burada görüldüğü üzere bu bilgileri veren Eş’arî mezhebinden olan İbnü’l-Esir,felsefî bilimlerin Kutalmış’ın ve onun oğul ve torunlarının dinî inanışlan üzerinde olumsuzluklar yaratmasını hoş bulmamaktadır. Çünkü eskiden beri Eş’aıîler, Mu’tezile mezhebi mensuplarının uğraş alanı olan tabiî bilimlerle meşgul olmayı zararlı görürlerdi. Bu durum Kutalmış ve oğullarının Mu’tezile mezhebine mensup olduklarını göstermektedir. Mu’tezile Mezhebi mensuplanIsISn Dünyası’nm rasyonalistleridir. Bunlar İslâm Dinini de Mantık kurallanileyo rumlar ve algılarlar (..).ferace fiyatları
