tesettür ve felsefe toplumu bilgileri

tesettür ve felsefe toplumu bilgileri

tesettür diyorki  Bkz, F. TOUT, Chaptcmn admimstrative history, C. III, s. 136 vd.
mayı başarmışlardı.tesettür Fakat bundan günlük yaşamda ayncjjjj 1ar çıkarma konusundaki çabalarında çok daha vasat biı^ rı sağladılar: Kendi aralarında yargılanma haklarını bile, ımı kemede saray görevlilerinin bulunması zorunluluğuyla siu,: bir biçimde kabul ettirebüdiler. Sayılan öylesine az, biij^ toprak sahibi olarak çıkarları yüksek soylu sınıfının çi1qj|j rina öylesine yabancı ve krallığın kendi çıkarlarının öylesuj dışındaydı ki, yalnızca onursal bir unvan olarak kalmaya mal), kûm
üstünlüklerini siyasal alanda bir gerçeklik haline gei meleri mümkün olamadı. Ashnda, kendilerinin ortaya çılaşuu kaymaklık etmiş olan fieflerin yeniden kralhğın yetki alanı® dönmeleri sonucunda, İlk ala laik paiMaita üçünün yüzyıl 1» ymnca yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla birlikte, 1297’denij. baren, krallar kendi yetkilerine bağh yenilerini oluşturmaya bay ladılar.^’^ Soyluluk biçimlerinin kendiliğinden oluştuğu 1» çağı, bundan böyle, toplumsal hiyerarşinin en alündanenis-tüne kadar mevkileri belirleme ve değiştirme yetkisini dei tin elinde tutacağı bir çağ izledi.
Fransa’da itibar unvanları tarihi incelendiğinde de bemtı bir eğilim gözlenebilir. Kontlar (her biri birçok kontluğunje fi olan dükler ya da markilerle birlikte), her zaman, m^sk rm ük sıralarında yer alrmşlardır. Bunların yanında, Güns Fransa’da ‘'comtor/' denilen ve aynı soydan gelen kişilerbâ nuyordu. Fakat, Frank terminolojisinden çıkarılmış olan k kavramlar, başlangıçta, çok iyi tammlanmış bir yönetim yefc sini ifade ediyorlardı. Yakuzca, bir zamanlar kamu göıevkn, şimdi ise fiefler olan Karolenj dönemin büyük “onuılan”ıı miras alan kişiler için kullanüıyorlardı. Yine de, çok etkenli rihlerden itibaren bazı kötüye kullanmalar ortaya çıktıysa t bunlar ük önce iktidarm doğasını etkiledi; sözcük, ancak çok
BrÖtanya dükü lehine: DOM MAURICE, Histoire de Breta^ne Pr., C. 1, col. talepleri için bkz. PETIT-DUTAILLÎS, L,"essor des Etats d*Ocâdent, s. 266-26T
sonta, iktidarla aynı kaderi paylaştı. Bununla birlikte, göreceğimiz gibi, konta ait haklar demeti, yavaş yavaş, kendine özgü içeriği tamamen boşalacak denli parçalandı. Çeşitli kondukları ellerinde tutanların aslında atalarının görevleri dolayısıyla miras aldıkları bir sürü hakka sahip olmaya devam etmeleri-ainbir anlamı yoktu; bu hakların listesi bir kontluktan diğerine büyük değişiklik gösterdiğinden ve kontların çok seyrek olarak bu hakların tekelini ellerinde tuttuklarından, bunların kullanılmasının artık evrensel nitelikteki kontluk yetkisi kavramıyla bir ilgisi kalmamıştı. Sonuçta kont adı, yalnızca her özgün durumda çok büyük güç ve itibar simgesi olarak varolmaya devam etd. Dolayısıyla, çok uzun zaman önceki bölge vönericilerinin ardtUarımn bu adı kullanmalarını smırlamak için geçerli hiçbir neden bulunmuyordu. En geç 1338’den beti krallar konduklar oluşturmaya koyuldular.^'^ Böylece, dil açısından köhneleşmiş, zihniyet açısmdan yeni olan ve bundan dolap da giderek karmakarışık bir hal alacak soyluluk sıfada-nnın sınıflandırılması süreci başladı.
Aslında bu onur derecelerinin, bazen de ayncalıklarm, Fransız soylu sınıfı içinde ortak sımf bilincini derin bir şekilde başlatmadığım bilmeliyiz. Eğer XIII. jüzynl Fransa’sı, özgür insanlarınkinden farklı bir soylu hukukunun hiç bulunmadığı İngütere karşısında hiyerarşik bir toplum ortaya çıka-rabiJdiyse,tesettür bu özel hukuk, en azından ana çizgileriyle, şövalye olma yeteneğine sahip herkes için geçerliydi. Almanya’daki gelişme tamamen başka bir yöne doğru oldu.
Başlangıçta, Alman feodahtesine özgü bir kural vardı. Göründüğü kadarıyla, çok erken tarihlerde, belirli bir toplumsal düzeydeki kişinin, idbar kaybetme kaygısı olduğundan, kendisinden altdüzeyde sayılan birinden fıef alamayacağı kabul ediliyordu. Başka bir ifadeyle söyleyecek olursak, başka
' BORREtLl DESERRHS, Rtfhınhıs surıliıtrssm'icespuhli(s,C. III, 1909, s. 276.
ülkelerde Şeflerin derecelendirilmesi kişinin mevkiini U. ken, burada hiyerarşi önceden varolan sınıf aynmina ^' ni uyduruyordu. Uygulamada her zaman kesin olarak edilmese de, “şövalye kalkanlarındaki armalar”a ilişkin tu a emir, vasaUik bağlarmı ancak bazı tereddütlerle kabul ve sağlam bir biçimde kök salmış hiyerarşik anlayışın lerle karşılaşmasına en azından izin vermeyen bir zihniyet yapısını güçlü bir biçimde ifade ediyordu. Geriye 4. receleri oluşturmak kalıyordu. Laik aristokrasinin zirvesiajj “ilkler” olarak adlandırılan jursten'\zi\ yerleştirme konusümjj anlaşmaya varılmışti. Latince metinlerdepnndpu len bu sözcüğe, Fransızcada “hükümdarlar” ipıinabı dernejlij. kardığı geliştirilmişti. Burada yine, ölçütün başlangıçta tan anlamıyla feodal ilişkilerden çıkardmamış olması çok diliaı çekicidir. Çünkü, dk kuUammında bu unvan, fief verilmesi b ratını bir dükten ya da bir piskopostan almış olsalar ve hiçte zaman krahn doğrudan vasalleri arasında yer almasalar bl, kontluk yetkilerine sahip herkesi kapsıyordu. Karolenj lam-gasımn böylesine canlı kaldığı bu İmparatorluk’ta, kont, İhtı rmı kendisine bahşeden senyör kim olursa olsun, her zamir, monarşi adına görev ifa eden kişi sayılıyordu. Bu şekilden-nımlanan tüm hükümdarlar kralların seçildiği büyük kurallıda yer alıyorlardı.
Bununla birbkte, XII. yhizyılın ortalatma doğru, hem ti yük toprak şeflerinin artan gücü, hem de Alman kuıumk nın giderek daha hissedilir bir biçimde gerçekten feodalbiı zihniyet kazanmaları, mevkiler arasındaki sınırda çok belif> bir değişikliğe yol açtı. İki kez anlamlı bir kısıtlamayla, b«-dan böyle hükümdar unvamnı yalnızca doğrudan krala \4 fıef sahipleri ve onlar arasından da üstün yönetim yetidlefl!^ birçok konduğa yaymış bulunanlar için kullanmak bir gd'’ nek haline geldi. Yine aym şekilde, yalnızca bu birinci s»* magnafhnn, kilise kökenli
çekleri kabul edildi. Bu durum, çok kısa bir süre sonra ikinci bir bölünmenin bunların üzerinde daha da sımrlı bir grubu, kalıtsal elektörleri ortaya çıkardığı güne kadar devam etti.tesettür Elektörlerin de dahil oldukları laik hükümdarların yeni sımfı, kral ve kilise hükümdarlarının (doğdukları andan itibaren monarşiye bağlı piskoposlar ve manastır başrahipleri) ardından, “kalkan armalarının” üçüncü derecesini kesin olarak oluşturdu. Gerçeği söylemek gerekirse, eşitsizlik, burada da, özellikle akrabalar arasındaki evliliğe verilen izin dolayısıyla soylu sımfı içinde bir çeşit iç birliğin uzun süre varoLmasım engelleyecek denli ileri bir noktaya ulaşmadı. Yine de, o dönemde Alman toplumuna özgü mevidlerdeki yığılmamn çok karakterisdk bir örneği olan ve şövalyeliğin en alt basamağında yer alan ırıimteria/ler ya da serf şövalyeler, toplumsal bir tabaka olarak değilse bile hukuksal bir grup olarak bu dummun istisnasmı oluşturmaktaydılar.
II. ÇAVUŞUVR VE SERF ŞÖVALYELER
Güç sahibi bir kişi hizmetkârları olmaksızın yaşayamaz, yardımcılan olmaksızm da yönetemezdi. En mütevazı kırsal senyörlükte büe, demesne topraklarındaki tarım işlerini yönetmek, angary^aları düzenlemek ve uy'gulanmalarmı denede-mek, vergileri tahsil etmek, tasarruf hakkı sahipleri arasında düzenin iyi işlemesini gözetmek için efendiye bir temsilci gerekiyordu. “Maire,” “bc^Ie,"' ‘‘bauermeister,''’ “reeve” olarak adlandırılan bu kâhya da kendi yardımcılarına sahipd.tesettür Gerçeği söylemek gerekirse, bu kadar sıradan görevlerin doğrudan tasarruf hakkı sahipleri arasında sırayla yapılması, hatta bunların bu görevler için kendi aralarından birini geçici olarak seçmek üzere çağrılacakları düşünülebiliyordu. İngiltere’de genellikle böyle yapılıyordu. Kıtada da bu görevler çok doğal olarak köylülerce yerine gedrümekle birlikte, hemen her za-
man gerçek, kalıcı, maaşlı ve tek başına senyörün atan,tesettür bağlı görevleri oluşturuyorlardı. Öte yandan, baron gi^j senyör de, evinde, söylemeye bile gerek yok ki, servetn,j’ da mevkiine göre çok değişken sayıda uşaklar, “avlu”,j, ' alan atölyelerde çabşan işçiler ve adamları ya da evin çekip çevirmeye yardım eden görevlilerden oluşan küçâp' dünyayla çevriliydi. Dü, şövalye yükümlülüklerine ilişkboj,. sal başlıklar alünda yer almadıkları için bu hizmet biçimlfj|^ birbirinden ayırmakta başansız kalıyordu. Şefin doğrudan yetinde bulunan zanaatkarlar, ev hizmetkârları, ulaklar, toj^ rakları idare edenler, işçi şefleri: Bunların hepsi için kullam)^, sözcükler aymydı. Sözleşmelerde kullanılan uluslararası | olan Latincede ortak olarak ministeriaks’, Fransızcada “çavıij, 1ar”; Almancada dienstmanner deniliyordu.^’''
Ahşıldığı üzere, bu farkh görevlerin ücretlerini karşıla® konusunda iki alternatif yöntem ortaya çıkıyordu: Söz ko®. su görevlinin bakıtnımn efendi tarafından karşılanması ya i tasarruf hakkı sahibi olacağı bir toprak verilmesi ki, bunıİ! profesyonel görevler karşüığında temlik edilen birtopraksoı konusu olduğu için, fief olarak adlandırılıyordu. Gerçek kırsal bölgedeki çavuşlar için böyle bir somn hiç ortaya çıt mıyordu. Onlar, köylü olduklarından ve işleri dolayısıyla ktı-dilerine göre çok daha göçebe olan senyürlermdenuzakk dıklarından, tamm gereği, tasarruf hakkı sahibi oluyotkık “fîefleri,” en azından başlangıçta, söz konusu kişinin üstla diği özel görevlerin doğal karşıhğı olan bazı vergi ve angffii istisnaları dışında, çevredeki vergiye bağh köylü' dan hiç de farklı değildi. Kendi görevleri olarak vergileri topladıklarında, bunlar üzerinden alınan belü tef deyle ücretleri tamamlanıyordu. Adamın bakımının eftk
Bu paragrafın kaynaklan, kaynakçada “çavuşlar ve ça\nışluk” başlığı altımla vtr ll»!“ çabşmalarda kolaybkla bulunabilir. Bunlara ROTU von SCHRECKENSTEIN, Dit Uf»' md der Rilentaııd... eklenmelidir. Dipnotlarını en aza indirmem anlapşla katşılanacılıt
tesettür sundu.