tesettür ve felsefe toplumu bilgilerimiz
tesettür diyorki tarafından karşılanması rejimi, elbette malikâne zanaatkârlarının ve ev görevlilerinin yaşam koşullarına çok daha uygun düşüyordu, Bununla birlikte, bu kadar çok vasalin toprak sahibi kılınmasına yol açmış olan evrim, hizmetin altdüzeylerinde de etkisini gösterdi. Bu türden bir sürü ministeriale de çok erken tarihlerde fıef sahibi yapıldılar; ancak bu durum, onları, gelirlerinin önemli bir bölümünü geleneksel yiyecek ve giysi dağıtımlarından karşılamayı talep etmeye devam etmekten hiçbir şekilde alıkoymadı.Her kategoride yer alan çavuşlardan çoğu serf statüsün-deydi. Gelenek çok eski tarihlere kadar geriye gitmektedir;
Her dönemde, kölelerin efendinin evinde güven gerektiren görevler üstlendikleri görülmüştü ve Frank döneminde birçok kölenin bu yolla ilk kez vasallik statüsünü elde etmeyi başardıkları bilinmektedir. Özellikle, artık serflik olarak nitelenen kişisel ve kalıtsal bağımlılık ilişkileri geliştikçe, senyör, doğal olarak, vasallerinin tekeline bırakmadığı görevleri tercihen bu nitelikteki bağımlılarma veriyordu. Bunlar, konumlannm düşüklüğü, bağlılıklarının katı kurallara göre belirlenişi, doğumlarından itibaren altında bulundukları boyunduruktan kurtul-malarınm olanaksızhğı gibi nedenlerle, özgür adama göre daha çabuk ve daha kesin bir itaat göstermezler miydi? Serf ça-nışluk hiçbir zaman tüm çavuşlukları oluşturmuyorduysa da (bu toplumla ilgili hiçbir şeyin matematiksel bir kesinlik içermediğini bir kez daha belirtelim), birinci feodal çağda önemlerinin giderek arttığmdan hiç kuşku durulamaz.
Chartres’daki Saint-Pere keşişleri tarafından önce kürkçü olarak kuUanüan ve daha sonra kilerlerinin bekçiliği görevine getirilen bir kişi hakkında o döneme ait bir not şöyle demektedir: “Daha yüksek mevkilere çıkmak” istemişti. Bu sözler, tüm naifliklerine rağmen, çok anlamlıydı! Ortak adla ifade edilen ortak hizmet kavramı altında birleşmiş ve ayrıca, çoğu aynı serflik “lekesi”yle damgalanmış olan bu çavuşlar, yalnızca
karmaşa içinde değil, fakat aynı zamanda giderek daha'tesettür rarşik hale gelen bir topluluk oluştumyorlardı. Göteyp* kadar çeşitliydi ki, yaşam biçimleri ve itibarları açısındat|K yük eşitsizliklere yol açmamaları mümkün değüdi. benzer görevlerdeki bir kişinin hangi düzeye ' '
her vakada, gruba özgü âdetlere, ûrsadara ya da kendi ı neğine çok bağhydı. Bununla birlikte, bir yanda kırsal çay^^ larm büyük bir çoğunluğu, diğer yanda sarayın belli bajlı^j revüleri, genel olarak üç özelükleri dolayısıyla, gerçek anlaj, da hizmetkâr ve eve bağü zanaatkârlar olan ve küçük deteli kırsal çavuşluk sıfatım taşıyan önemsiz kitlenin üstünde Çj, alabiüyorlardı: Servet sahibi olma, yönetim yetkilerine ht4 ve silah taşıma.
Çavuş, köylü olarak tanımlanabilir miydi? Bu sonun, yamtı, en azından başlangıçta, hiç kuşkusuz evetti ve bazç bu durum sonuna kadar böyle devam etti. Fakat pne başla gıçtan itibaren, zengin bir köylüydü ve görevleri dolaşısıylıj derek daha da zenginleşti. Çünkü yasal geürleri zaten öntufe miktarlara ulaşıyordu ve görevlerini kötüye kullanmak yoki elde ettikleri geürler kuşkusuz daha da fazlaydı. Tek et iktidarm yakında bulunan iktidar olduğu bu dönemde, biıçd kraüyet yüksek görevüsi fiilen kraün haklarım kendi hesıplı rma gaspederken, sıradan bir köy çerçevesinde en altdüG de yer alan görevlilerce aym durum nasıl tekrarlamnasrf Charlemagne’ın kendisi de, daha o zamandan, vilkikisâ. çavuşlara karşı tam bir güvensizlik gösteriyordu: Bunknnıji güçlü kişiler arasından seçilmelerinin önlenmesini tavsiye 6 mekten geri kalmıyordu. Gerçeği söylemek gerekirse, şroiı burada, bazı “gözü doymazlar” senyörün yetkilerinin)® tamamen kendi yetkilerini geçirmeyi başarmış olsak da,k denü çarpıcı aşırılıklar her zaman istisna olarak kalmayı s® dürdüler. Buna karşın, senyörlük ambarlan ya da hazinesiz rarına ne kadar ürün haksız yere alıkonmuştu? Bilge Sugtı'i*
belirfüği gibi, çavuşlara bırakılmış olan dcmcsnc toprağı kay-bedilnıiş demekti. Bu kırsal tirancık, kim bilir vergi ve angarya olarak köylülerden ne katlar çok şeyi kendi hesabına geçir-[^ek üzere zorla almıştı; bunlar arasında kümeslerinden toplanan tavukları, mahzenlerinden istenen şarap galonlarını ya (ja ambarlarından beklenen domuz yağını, kadınlarına dayatılan dokuma işlerini sayabiliriz! Tüm bunlar, başlangıçta yalnızca basit armağanlar olarak kabul edibyordu; ama hiçbir zaman reddedilmediler ve genellikle örf hukuku tarafından çok hızlı bir biçimde göreve dönüştürüldüler. Dahası da var: Köken olarak kaba bir köylü olan bu kişi, kendi çevresinde arak bir efendidir. Kuşkusuz, ilke olarak, kendisinden daha güçlü biri adına emirler veriyordu. Fakat bu, emirlerin emir niteliklerini azaltmıj'ordu. Daha da i)dsi, aynı zamanda yargıç olmasıdır. Yalmzca köylülere ilişidn davalarda mahkemeye başkanlık etmektedir. Bazen de daha vahim davalarda, manasür başrahibinin ya da baronun yanmda oturmaktadır. Bu görevlerinin yanı sıra itiraza konu olan tarla sınırlarım çizme görevi de bulunmaktadır; köylü ruhu açısından bakıldığmda, hangi göreve bundan daha fazla saygı duşmlabUirdi? Nihayet, bir tehlike ortaya çıkağında, köylülerden oluşan birliklerin başm-da at koşturan yine odur. Ozan, ölümcül yara almış Dük Garin’in yanma yerleştirmek üzere sadık çavuşundan daha iyi bir hizmetkâr bularmyordu.
Elbette, bu görevlilerin toplumsal yükselmelerini belirleyen sonsuz değişkenlikte dereceler vardı. Bununla birlikte, .âlemanya’dan Limousin’e kadar her yerde yankılanan benzer nitelikteki yakmmalarm yer aldığı bunca sözleşmenin,tesettür bunca manastır kroniğinin sergilediği kanıdardan ve bunlarla beraber halk öykülerinin ayru yöndeki tanıklığından nasıl kuşku du)-ulabilir? Bu kaynaklardan, her yerde değilse bile, genellikle gerçeği yansıtan son derece canlı renklerle bezenmiş bir portre ortaya çıkmaktadır: Eğer arzu edilirse, muüu bir çavuş
portresi. Çavuş, yalnızca geniş bir refahtan yararlanman^ mıyordu. Servetinin de bir köylünün servetiyle hiçbir at?' bulunmuyordu. Ondalık vergi toplama hakkına ve lere sahipti. Kendi topraklarında tasarruf hakkı sahipüg ta vasaUer bile oluşturmaktaydı. Evi tahkim edilmişti. lu gibi” giyinmekteydi. Ahırlarmda savaş adan ve köpe|(|^ rinde av köpekleri yetiştirmekteydi.tesettür Kılıç, kalkan ve taşımaktaydı.
Fiefleri ve sürekli olarak kabul ettikleri armağanlar yolu la zengin olan ve baronlarm etrafında adeta bir genelkuım,, oluşturan bu belli başh çavuşlar, efendinin yalanında bnİBn. mak, onun tarafından kendilerine emanet edilen önemi ^ revleri üstlenmek, atiı muhafız alayında askeri bir role olmak ve hatta küçük birliklere komutanlık yapmak doku sıyla itibar açısından daha da yükselebiliyorlardı. Örneğm,| yüzyıla ait bir sözleşmede belirtildiği gibi, Sör Talmont’® maiyetinde “soylu şövalyeler”in yanı sıra bu “soylu olmam şövalyeler” de bulunuyordu. Adlî mahkemelerde ve dam;® kuruUarmda koltuk sahibiydiler; en önemli hukuk sözleş® lerinde tanıklık hizmetini yerine getiriyorlardı. Tüm bıi doğrudur, hatta bazen görevlerinin mütevazılığı nedcK uşaklıkla kanşünlabilecek kişiler için bile doğrudur. Atmk şişlerinin “mutfak çavuşları” mahkemelerde yer alırken; Sa Trond keşişlerinin aym zamanda vitraycıhğım ve cettaUş da yapan çilingiri, tasarruf hakkı sahibi olduğu toprağını “üi-gür şövalye fiefine” dönüştürmeye çabalarken görmez miyr Tüm bunlar, bazı hizmetlerin şefi olarak atanmış kişiler ş daha genel ve daha doğru gerçeklerdir: İlke olarak yiyecş sağlanmasından sorumlu başkâhya {senkhai), ahırların bab kendisinden beklenen ahırcıbaşı, içkicibaşı, mabeynci ğjbi.
Başlangıçta ev hizmetlerinin çoğu vasaller, genelliklfi fief sahibi kıhnmamış vasaUer tarafmdan yerine geürilvoıt Vasallere ayrılmış görevlerle onlara düşmeyen görevler
daki sınır sonuna kadar çok belirsiz olarak kaldı. Ancak, onursal konumu artan vasallik giderek ilk niteliklerinden ayrılmaya başladıkça, ayrıca genelleşen fıef uygulaması eskiden ev işleriyle de uğraşan silahlı maiyet grubunu dağıttıkça, her düzeydeki senyörler, çevrelerindeki görevleri, tercihan, doğuştan en altdüzeyde yer alan, en yakımnda bulunan ve en fazla idare edebileceği bağımh adamlarma vermeyi ahşkanlık haline ge-dtdiler. 1135’te, imparator Lothaire’in Lunebourg’daki Saint-Michel manastın keşişlerine gönderdiği bir izin belgesinde, bundan böyle manastır başrahibinin özgür adamlara “beneji-duni' dağıtmayı bırakarak, bunları kihse çavuşlarından başkasına vermesini yasaklamaktadır. Başlangıcından itibaren vasallik sadakatinden bu derdi beklentisi olan bir toplumda, saray çanışluğu kavramının bu başardarı, tam bir hayalkırıklığı belirtisiydi. İki hizmet türü ve iki hizmetkâr smıf arasmda, yansımalarım epik ve saray edebiyatmda bulabileceğimiz gerçek bir rekabet bu şekilde oluşm. Şair Wace’ın, kahramardarmdan birini, “etine dişkin görevleri” hiçbir zaman “soylulara” vermemiş olduğu için hangi sözcüklerle tebrik ettiğird duymak gerekir. Fakat, işte bir başka şiirde, kuşkusuz şato halkının hoşuna gitmek için çizden bir portre (çünkü sonunda adamm hain olduğu anlaşdacaka), yine de çok tamdık bir gerçeği ele almaktadır; “Burada, Girardin en sadık adamı saydığı bir baron görülüyordu. Onun serti ve aym zamanda da birçok şatosunun başkâhymsıy'dı.”^*^
