tesettür ve felsefe toplumu bilgisi

tesettür ve felsefe toplumu bilgisi

 ramanın babasma (evi çok yoksuldu) ya da Gajdon }aice kalpli ve kaba zırhlı vavasseur tipine bakınız. Kuraı |L' da da, kılıç darbeleri ve ganimet peşinde yoksul evindjj lice kaçan bir Robert Guiscard; düencüik eden bir de Born; Provans manastır kayıüarındaki çeşitli sözleşnujj^'tesettür bize gösterdiği gibi, fief olarak yalnızca köylünün tasarruf kına sahip olduğu toprağa eşit büyüklükte bir olan şu şövalyeler ne denli yoksulluk çekildiğinin kaıutlîıtdj Bunlara, bazen, aşağı yoıkarı aym anlama gelen “backtltf'ı. deniliyordu ki, tam anlamıyla “genç adam” demektir. Çini,-henüz toprak verilmemiş ya da yetersiz toprak verilmiş 1*., çok gencin normal koşulları doğal olarak böyleydi. Fabt,t! samlarının çok Ueri dönemlerine kadar da bu durumlatın; devam etmesi söz konusu olabüiyordu.^“*
Bir soylu diğer soyduların şefi haline geldiğinde, sapt açısından da yükseldiği görülmektedir. Usages de Bûmlcıııi^. selona Âdetleri), dövülen, hapse atılan ya da her şekildeköt muameleye tabi tutulan bir şövalyeye ödenmesi gereken a minatları sıraladıktan sonra, “fakat kendisinin fief toprakk-na yerleşmiş iki şövalyesi ve evinde tuttuğu bir başh şöra yesi bulunuyorsa, tazminat ikiye kadanacakür” demekteâ' Söz konusu kişi, kendi amblemini taşıyan flaması altındakai'tesettür dişine bağh bu bağlı silahh adamlardan bir birlik toplatsa,k na ^'bannerer deniliyordu. Eğer ynıkarı doğru bu kişiyi doprı dan biat yemini ettiği kral ya da toprak hükümdarından ffi ran hiçbir başka basamak yoksa, tasarruf hakkı sahibi olis şef, “captaP ya da baron olarak da adlandırıhyordu.
Germen dillerinden alınan bu son sözcük, başlangıçtık
w* Provans için bkz. KIENER, Verfassungsgeschichte der Provtnce sâl der Oslgılbaieriep Errichnmg der Konsulate (510-1200), Leipzig, s. 107. “Bacheber” hakkında bkj.EF.IÜ; Studies in theperiod of haronial Reform, 1925, [Oxford Stndies in socini vd.
anlamı olan “adam”ı ifade ederken, sonradan “vasal” anla-nıında kullanılmaya başlandı: Bir senyöre imamm teslim eden onun “adamı” olarak kabul edilmemiş midir? Sonradan, daha özel bir anlamda, bü}Kik şeflerin belli başh vasallerini tamm-lamak için kullanılma alışkanlığı geliştirildi. Bu anlamıyla, aym grup içindeki diğer bağımh adamlara göre, yalmzca tümüyle göreli bir üstünlüğü ifade ediyordu. Tıpkı krallar gibi, Chester piskoposunun ya da Belleme sörünün de baronları vardı. Fakat, güçlüler içinde en güçlü olanlar yani monarşilerdeki en önemli fıeflerin sahipleri, günlük dilde, kısaca “baronlar” olarak geçiyordu.
Hemen hemen “baron”la aym anlama gelen (ashnda, bazı metinlerde tam karşıhğı olarak kuUanıhmştı), yine de başlangıçtan itibaren daha belirgin bir hukuksal içerikle donatılmış olan sözcüğü, hukuksal kurumlara özgü sözdağar-
cığına aitti. Vasalin en değerli ayncahklarından biri, senyörü-nün mahkemesinde, onun diğer vasaUeri tarafmdan yargılanmaktı. Senyörle kurulan bağın benzerliğinin bir sonucu olan eşitlik dolamasıyla, bir ^‘pair’’ başka bir “'pai^'’\n. kaderini belirliyordu. Fakat, fıeflerini doğrudan aym senyörden alanlar ara-smda da, güç ve itibar açısından çok faridı olan kişiler bulunuyordu. Senyörleriyle olan bağımhhk ilişkilerinin sözde benzerliği gerekçesiyle, en küçük soylunun zengin bir bannerefji kendi yargı kararlarına boyun eğmek zorunda bırakması kabul edilebilir miydi? Bir kez daha, hukuksal bir durumun sonuçlan somut gerçeklerle çatışmaktaydı. Dolayısıyla, çok erken tarihlerde, birçok yerde, fief sahipleri içinde en önemlilerine, saygınlık açısından gerçekten kendileriyle eşit düzey-deldlere ilişkin davalarda yargıçhk yapma ve önemli işlerde tavsiyede bulunma haklanın tanınması alışkanlığı edinildi.tesettür Böy-lece, tam anlamıyla
havarilerinki gibi on ild olabiliyordu. Bu tür kurumlar ğin Mont-Saint-Michel keşişlerininki gibi orta büyüldi^'^ senyörlüklerde olduğu kadar Flandre’daki gibi büyük hülijj^ darlıklarda da bulunabiliyordu; ve destan, Fransa Charlemagne’ın etrafında havarilerin sayısı kadar top^' bir şekilde tasvir etmekteydi.
Fakat, kronikörler ve ozanlar, çok yüksek soylulan canljj dırdıklarında, iktidar ve zenginlik üzerine vurgu yapan ^ adlar da kullanıyorlardı. Onlara göre, '‘magnaf'hı, “potsi,^^ 1ar, “demeine/’ler şövalye kitlesinin çok üstünde yer alan v; onları yöneten kimselerdi. Çünkü, soylu sınıfının içinde ^ mevki karşıtlığı son derece keskindi.tesettür Katalan Adetlerimmiş ya koyduğu gibi, bir şövalye başka bir şövalyeye karşı suç ij. lediğinde, eğer suçlu olan kurbandan “üstte” yer alıyorduysç ondan kişisel olarak kefaret biati talep edilemezdi.^'* Cin ^üri’nde kont soyundan gelen kahramanın damadan, sıraıfa bir vasalin kızlarıyla evlenmeyi denk olmayan evlilik sajuıal taydılar: “Yalvarmadıkça onları cariye olarak bile almamalıyı Kollarımızda uymyabiLmek için bizimle eşit statüde değileı" Tersinden bir bakış açısıyla, Picard’lı “yoksul şövalye” Rok de Clary’nin Dördüncü Flaçh Seferi’ne ilişkin anılan, “oA nun geneli”nin (/e commun de l’osî) “yüksek mevkideki üşileıt (// hauts hommes), “zengin kişilere” (Ji rikes hommei], “baronk ra” {li barons) karşı uzun zamandan beri beslediği kinlerin id yankılarını bize göstermektedir.
Berraklık ve hiyerarşi çağı olan XIII. pzyılda, bu dm me kadar belirgin biçimde tanımlanmaktan çok canbbiık çimde hissedilen bu farldıhkları düzenleyen kesin bir siste® oluşmrulmuştu. Bu görevi üstlenen hukukçular, çokdabaes nek olmayı sürdüren yaşamın gerçekliklerine tam olarak ufM sağlamakta güçlük çeken kaü matematiksel bir zihmyetinaş
nİjkliH'i içinde hareket ettiler. A.ynca her ülkedeki ulusal evrim önemli farklılıklar taşıyordu. Burada, her zaman olduğu sîibi, en karakteristik örnekleri sergilemelde yetineceğiz.
Soylu sınılın, eski bir feodal görev olan “kraliyet mahke-mcsi"nden bir yönetim aygıtı çıkarma başarısını gösterebil-ıliği İngiltere’de, “baron” sözcüğü, yavaş yavaş daha kesin bir k;ilıtsallığa dönüşecek olan fiilî tekelleşme durumu gereğince, kralın “Bünik K.onsey”e çağrılan en önemli fıef sahiplerini tınımlaınak için kullanılmaya devam ediyordu. Bu insanlar ;inıı şekilde “toprak pah^'ı adını kullanmaktan da hoşlanıyorlardı ve en sonunda, bu adı resmî kullanıma sokmayı başardılar".
Fransa’da, tam tersine, iki kavram arasında büyük farklar bulunuyordu. Burada, vavasseuA^^âitn ve baronlardan söz etmekten hiçbir zaman vazgeçilmemişti. Fakat, günlük kulla-mmda bu a^Timın yapılmasının basit bir servet ve itibar fark-lıbğım ifade etmekten başka bir amacı yoktu. Vasallik bağının gözden düşüşü, biat yeminlerinin derecelendirilmesinden çıkarılabilecek her ölçütü anlamsız kıldı. Bununla birlikte, teknik hukukçular, bu iki statünün arasına daha kesin bir sııur çizmek için, yargı yetkilerinin derecelendirilmesine dayanan bir ölçüt oluşturmayı düşündüler: Yüksek adaleti uygulamak baronluğun ayırıcı özelliği olacaktı; vavasseur fiefı ise, yalmzca aşağı ve orta derecede yargılama yetkisine sahip bir statüye mdirgenmişti. Ashnda günlük dilin her zaman çekinceyle benimsediği bu anlamda ele almdığında, ülkede çok sayıda baron vardı. Buna karşın, Fransa’da çok az sayıda pair bulunuyordu. Çünkü, epik destanın etkisiyle on iki sayısı teşvik edildiğinden, Capet hanedamnm en önemli altı vasali, kiliseleri doğrudan krala bağlı en güçlü altı piskopos ya da başpiskoposla birlikte, bu sıfatı kullanma tekelini kendilerine ait kıl-
tesettür sundu.