tesettür ve felsefi bilgilerimiz

tesettür ve felsefi bilgilerimiz

 evet sizlere bugün yazan tesettür diyorki T-iswınm b.r donemde varoluşçuluk felsefesine açılışının en önemli düzleminde dil ve dilin taşıdığı tarihsel, kültürel ve toplum-ve anlamların varolan'ın 'ne’liğıni elde etme noktasında *^1^iooı^lo|isinin ephoke ilkesine göre paranteze alma ve böylece değerlerden arınmış 'varolan ın yine Husserl

oUn yonelimsellikle anlam oluşturma etkinliğinin 'özne'ye, özne-
i ^^incine tanıması arzusudur. Hiç kuşkusuz varoluşçuluğun bir felsefi sis-I söylem olarak tanınması 1940'lı yıllara rastlar. Bu yıllarda Sartre'ın Var-* ^«eHKİlk «dİ» fenomenolojik ontoloji denemesinden sonra en önemli yazısı ^ jm tıostentıalısme Bir Hümanizmadır" adlı makalesi Milli Eğitim Bakanlığı-^ Tercüme dergisinde yayımlanır. Böylelikle Türk şairleri varoluşçuluğun ı^imsai ve kavramsal yönünü bu makalede görmüş olur. Hiç kuşkusuz «ffiu^uluk kavramlara dayalı bir söylem ve sistem olarak Türk şiirine girmez.
Jjieo ?«r kavramlarla oluşturulan bir söylem değil çalışmamızın önceki bö-irniennde de ortaya koyduğumuz gibi sembolik metaforik bir dil ve imgele-(f«ı yukkj olduğu söylemdir. Bu nedenle Türk şiirine varoluşçuluk bir söylem filinde değil de daha çok fragmatikal felsefi temalar halinde girer.
Hiç kuşkusuz 1938'e gelindiğinde Sartre, Bulantı'y» yayımlamış ama henüz WîW)olojık ontoloji denemesi olan Varlık ve Hiçlik'i yayımlamamıştır. Bu eem yayımı 1943'te gerçekleşecek ve Türkçeye 2008'de aktarılacaktır. Fakat 9K)1ı yıllarda çevrilen “Varoluşçuluk Bir Hümanizmadır" adlı yazısı ve Bulantı flomını Sartre ın varoluşçuluk söylemi açısından Varlık ve Hiçlik'in temelleri saıdabılir İşte tam bu yıllara denk gelen Türk şiirindeki Garip Hareketi şiir an-•lyışırKja varoluşçu temaları görmek mümkündür. Bunun en önemli gösterge-sdeGarıp'in Onsözü'nde belirtildiği gibi Garip Hareketi içinde bir araya gelen şarterm kendilerine kadar gelen dil ve dilin taşıdığı tarihsel ve kültürel değer «rşlan ve anlamları askıya almaya çalışmalarıdır. Garip Hareketi içinde şiirinde varoluşçu felsefenin görüldüğü en önemli isim Melih Cevdet Anday'dır. Bu •vktada “felsefenin şiir üzerindeki etkisi bakımından, Melih Cevdet Anday Mşıifinın Herakleitos'u"dur; "Herakletios felsefe tarihinde ne ise Melih Cevdet Arxiay da Türk şiirinde cxiur“ (Kayıran 2007:150).
Daha sonraki yıllarda ise varoluşçuluğun Türk şiirinde temalarının fragmatikal olarak işlenmesi daha net bir biçimde görülür ve gösterilir. Bu durumun yakın bir tanığı olan eleştirmen Ahmet Oktay, varoluşçu felsefenin Türk Şiirinde fragmatikal olarak temalaşmasını sadece etkilenmeye değil mevcut donemin toplumsal yapısına da bağlar.
•Varoluşçu Sözlük... Merkezî kentlerin büyüyen, imar faaliyetlerine sahne olan, yaşama stilleri, imgesel düzeyleri, zevkleri, maddesel ve kültürel bek-ufuklan farklılaşan, giderek birbirinden kopan ve cemaat ruhunu yiti* nsıyla bir iletişim kesilmesine uğrayan semtlerinde yaşayan ve ku-lye mensup yazarları, şairleri 'seçme', 'özgürlük', 'dünyaya atıl İlk gibi sözcükleri gündeme getiren bu Sözlüğe yakınlık duy-:144).
TÜRK ROMANINDA FEIS€FÎ ACIUMLAR
Bu ifadelerde bahsi geçen 'seçme' 'özgürlük' dünyaya atılmı^k' ve hk' gibi temalar varoluşçuluğun temel kavramlan arasındadır Sartrem VMt ve Hiçlik adlı fenomenolojik ontoloji denemesır>de özgürlük çok onmi la kavramdır; çünkü özgürlük, kendisi için varlık'ın hazır sunulu değerier ve »v lamlar içerisinde özgür seçimleriyle kendi Varoluşçunu hazırlayan en tMgl eylemdir. 'Kendisi için varlık' bahsi geçen değer ve anlamlar içine ıstemeöfn atılmıştır. Bu nedenle o, özgür bir biçimde seçtiğinde mutlaka hem Kanfvı ifade ettiği gibi zamanla genelgeçer bir yasaya dönüşmek ihtimali olan terdi eder hem de seçtiği değeri ve anlamları olumsallar Bu da şu anlama geir feı 'kendisi için varlık' hiçbir zaman öznel, göreli, kötü olanı seçmez, onun seçtiği şey nesnel, iyidir. Kant'ın belirttiği gibi ilerde nesnel bir yasaya dönüşmek İhtimali bulunmayan 'seçim' hiçbir zaman iyi değildir. Bu noktada seçimler esnasında kişiye yardım eden bir yol gösterici yoktur. Bu noktada 'kendisi ıç*ı varlık' yalnızdır.
Yine Türk şiirinde varoluşçu temaları işleyen bir diğer şair Edip Cansever'dir. Svetlana Uturgauri Türk Edebiyatı Üzerine adlı eserinde genel olarak İkinci Yeni özelde ise Cansever'in şiirinin fragmatikal olarak varoluşçu temalar taşıdığını tespit eder,
Türk nazmında 50'li yıllann ortalarında ve 60'h yıllarda "İkinci Yeni* adı altın da ortaya çıkan bazı şairlerin sanatı da egzistansiyalist felsefi-etık anlayışlara dayanmaktadır. Yabancılaşma ve yaşamın saçmalığı konusu bu akımın temsilcileri arasında, örneğin bunların içinde önemli yeri olan Edip Cansever'in şiirlerinde neredeyse en temel yeri kaplamaktadır" (Kurt 2009 144).
Bu ifadelerde geçen 'yabancılaşma' kavramı bireyin, içine fırlatılmış olduğu dünyada dil ve dilin taşıdığı tarihsel, kültürel ve toplumsal değer yargıları ve anlamlar karşısında 'kendisi için varlık'ın hem kendini hem de gerçeklik düzlemindeki 'kendinde varlığı' fark edememesi, farkındalığı gerçekleştirememe-sidir. Bu nedenle birey için bu noktada hem kendi olan 'kendisi için varlık' hem de kendirKİe varlık' olan başkaları yabancılardır. Sartre "Cehennem Başkalan< dır* önermesiyle bu durumu ortaya koyar. Ahmet Oktay'ın de Sartre'm bu önermesini tem olarak Edip Cansever'in Dr. Kaligarı'nin Dönüşü adlı kıtabmda kullandığını "O yıllarda Türkiye'nin içine sürüklenmekte olduğu siyasal ofu-şumlar ve düşünce yaşamımızı etkileyen varoluşçuluğun kimi yaklaşımları bu kitabın (Dr. Kaligari'nin Dönüşü) yazılmasını haklı çıkarmıştır gibime geliyor Kitabın anahtarının Sartre'm 'Cehennem başkalandtr.' sözünde bulunabileceğini sanıyorum* ifadeleriyle ortaya koyar (Kurt 2009: 144). Bu noktada 1950'li yıllarda her ne kadar Sartre'm "Varoluşçuluk Bir Humanızmadır" başiıkk teorik yazısı Turkçeye kazar^lınlmışsa da yine de Türk şairleri varoluKult yazılardan ziyade edebi eserler uzennde dolaylı olarak tamma f
6« Turgut üyar'dır. Bu noktada donemin önde gelen lifim M lan Hüseyin Cönturk, Uyar'm şiirleri üzerinde durdu-\ffm adh kitabında txistentialism adlı küçük bir bölüm açar ve ^ k^lemn. aynı varoluşçuların anlattığı insan gibi, bir "tanım-ppıâi: ve bunun da hür olma fikrinden kaynaklandığını ileri
gnr*lkft 2009,14S) Hiç kuşkusuz mevcut dönemde Türk şiirinde tesadüf temalann şairler tarafından bilinçli bir seçim olduğu görülür.
Mıâlıırahatiılda söylenebilir ki “belirli bir tanımı olmayan, her düşünürün âıâr Mk bkklara girdiği gözlemlenen varoluşçuluğun, 1950-60 yılları ara-Tâlıyf de gerek çeviri yetersizliğinden gerek çevirilerin kronolojik ol-■MVtdvı dolayı sağlıklı bir şekilde kavranamadığı" görülür. (Dirlikyapan jTt Mm (MMĞt de •19S0-60 yılları arasında yayımlanan yazılara bakıldı-|âü yazmm Sartre'm varoluşçuluk kuramıyla ilgili olduğu" fark edilir. 2010; 109). Bununla birlikte "Sartre'm yapıtlarının Türkiye'de er-çevmlennın neredeyse hepsi kurmaca türündeki yapıtlardır" >4*aoan 2010:109). Bu durum uzun yıllar boyu devam eder Sartre'm ku-wâmm en temel esen olan fenomenolojik ontolojik denemesi Varlık ve •kçü -943 yılında Fransa'da yayımlanır ve ancak 2008'de Türkçeye kazandırı-V ii di Sartre'm varoluşçu kuramının Türkiye’de tam olarak yerleşememesi I doğurur.
ddolı^çukjk. Varlık'm 'neliğini ve ‘varoluş'u probleminin odağına koydu-^mĞm Eslo Yunan da görüldüğü gibi bir 'varlık' felsefesidir. Bu nedenle MU|çy temalar, ister varoluşçulukta etkilensinler isterse etkilenmesinler mtânt ve Varlık'm 'ne'liğmi dert edinen hemen hemen her yazarın, lüa ve eserin asgan müşterekidir Varoluşçu temaları eserlerinde işleyen şair n yoHarm bu temalan ‘varitk'ı konu edindikleri için mi işledikleri yoksa «OTiuşçu felsefeden etkilendikleri için mi işlediği ayrımı çok kolaylıkla yapıla-I varokışçu felsefeden etkilenen şair ve yazarlar, genelde bu felse-I eseriermde bireyin eyiemlen üzerinden göstermeye çalışır-ıT ve varolarun neliğini işlemek zorunluluğundan ^ yör>elerderın ise bu yapıtlarında varoluşçu felsefenin kav-teorik aityaptyı ortaya koy(a)madıklan görülür, işte bu
hususta II. Yeni şairleri için varoluşçu felsefe bflınçlı bîr seçmrKİır ve bu varoluş felsefesinden etkilenerek varoluşçu temaları şıiıierınde yartsıttıtoanm bizzat kendileri dile getirirler. Turgut Uyar, "A Turgut' adıyla Dost dergısındeto yazısında kendinin ve mevcut dönemin şairlerinin varoluşçu felsefenin etkı^ sinde kaldığını açıkça dile getirir.
"Bunaltı, felsefenin vardığı sonuç. Belki o kaçınılmaz sonuç. ManCm Mseîeyt aksiyondan ayırmayan devrim inden sonra soyut felsefe bir iç sıkıntısı gelire çekti elbet. Varoluşçuluğun, yüzeyde bile olsa yayılması yeni bir aşama sa yılmalı dünyamızda. Bunaltı. Çağımıza çok uygun bir duygu Belki butun iıo^ şullar düşünülürse çağımıza en yakışan duygu Felsefe dışında doğrudan doğruya yaşamadan gelen çeşitli nedenleri olabilir. Ama sonunda yme da bir düşünce macerasıdır* (Kurt 2009: 145).
Hiç kuşkusuz 'bulantı' duyumsaması varoluşçu bir temadır. Varoluşçu filozoflarda bir felsefî söylem olarak kurulan ve yukarıda ifadelerde adı geçen 'bulantı' hissi ve nöbetleri aslında gerçeklik düzleminde varolan a yüklenen dil ve dilin taşıdığı değer yargılarını ve anlamlarının paranteze alındığı, alınması gerektiğini vurgulayan süreçlerdir. Bunun en önemli nedeni de 'bulantı hissi veya nöbetiyle 'varolan'a hazır sunulu değer ve anlamlarla yüklenenleri kolayca kabul eden rasyonel bilincin de paranteze alınması sağlanır Psikanalistlere göre paranteze alınan bu bilinç aslında günlük hayatı düzenleyen rasyonel bilinçtir. Lacan'a göre bu bilinç 'kültür' alanının bilinci'dır. İşte psikanalistler bu bilincin karşısına 'bilinçdışı' çıkararak 'varolan'a yüklenen hazır sunulu değerler ve anlamların insan'ın 'varolan' karşısında gerçek 'ne'liğine yabancılaşmasının önüne geçmeye çalışırlar. İşte bu noktada kültür' alanına ait bilinç le 'varolan'a yönelimsel olarak yaklaşıldığında 'varolan'a dil ve dilin taşıdığı tarihsel ve kültürel olarak yüklenen hazır sunulu değer ve anlamların paranteze alınması zorlanır. Bu nedenle 'kültürel' bilinç'in de askıya alınması gerekir ki kendisi için varlık' olan 'kendinde varlık' olan 'varolan'a dil ve dilin taşıdığı anlam ve değerlerle yönelip onlar karşısında yabancılaşmasın. İşte bu noktada Sartre ın Bulantı romanında olduğu gibi 'bulantı' nöbetleri kısa süreçlerde de olsa Lacan ın 'kültürel' bilinç olarak tanımlayıp 'özne' tarafından arzulanan ve istenilenleri bastırarak bilinçdışını vareden 'bilinç'I paranteze alır. Bu nedenle Bulantı romanının başkişisi Rouguantin gerçeklik düzlemindeki 'varolan'ı dil ve bu dilin taşıdığı değer ve anlamlarla algılamaz. Varolanı, 'bilinç' tarafından henüz anlam ve değer yüklenmemiş, kendinde varlık' olarak doğal haliyle algılar. Burada Rouguntin, Lacan'ın ortaya koyduğu kültürel' 'bilinç'i paranteze almış olur. Burada Sartre, her ne kadar Freud'a ve onunla birlikte psikanalizime çok ciddi eleştiriler yöneltse de romanı olan Bulantı da Rougentın'in içine düştüğü 'bulantı' nöbetler aslında psikanalizim tarafından ele alınması gereken nöbetlerdir. Yine Sartre, Roguentin'in 'bulantı' nöbetleriniı^^esi ve sonrasındaki bir 'özne' olarak durumunu ve varolan'
sunulan değer yargılan ve anlamlan deforme ve reforme eder. Fa* yazar filozof gibi butun bu çabalarının her adım atışının nedenlerini ^^jn^çlinnı akıl yürütmeleriyle mantıki nedenlerle açıkla(ya)maz ve bulgu-j^abul edilmek üzere sun(a)maz.
Yyl^anda şiir felsefe ilişkisini inceleyen ifadelerde filozofun zekâsında şiir glıfiı karşı b*r isyan bulunduğunun varsayılması aslında felsefenin yönünün çımacının tayın edilmesiyle ilgili bir durumdur; çünkü Platon ve arkasından j^fliiotelcsten beri felsefe ayrı bir bilgi alanı olmak, kavramlarını oluşturmak €<jebl ve retorik olanı kedinden bir ayıklama gayreti içine girer. Edebî söy-lifn ye retoriğin felsefeyi üzerinde taşıması felsefeyi ve felsefî söylemin varlı-jjry tartışılır hale getirir. İşte bu noktada birçok felsefî metinle şiir arasındaki ^rtıa yakınlığın felsefe lehine sonuçlanmamış olmasını, filozofun kendi t)€ninebır isyana dayandırmak söylemi aslında bir indirgemedir. Ayrıca yine flkaofur^ şairlere hayranlığı da bir indirgemeden ibarettir; çünkü felsefe balsız bir alan oluşundan beri filozof akıl yürütmeleriyle ulaştığı benzer so-mtçlan şairlerin de vardığını görünce ister istemez şiire de dikkatini yöneltmek durumunda kalmaktadır.
Telsefenin şiirle ilişkisinde her zaman bir Promete'lik vardır. Felsefî metinlerin çoğu, şiirin ateşini çalmıştır. Hâlbuki şiirin barındırdığı felsefe kendi ışığını kendinden alır Şair, ateşin yurduna uğramış olmanın izlerini taşır. Bir tarafı yanıktır Biraz da bu nedenledir ki lirizm, şiirin odağında yer alır. Oysa felsefî metinler Ürik olanı bile isteye(rek)dışarıda bırakırlar. Filozofun dimağı lirik olana meylettikçe tatsızlaşır ve aklının iktidarına tuzaklar kurmaya başlar" (Aydoğan 2006. 49).
Bu noktada filozofun felsefî bir söylem kurmak için çıkış yeri, başlangıcı şiir, değil fiziki dünyada dilde ve düşünmede 'varolan'dır. Bilakis filozof genelde edebi eserin ve özelde ise şiirin sembolik, metafohk dil ve imgesel anlatımından. anlamı yoruma açık hâle getiren söz sanatlarıyla yüklü dilinden uzaklaşmak ister. Bunun en önemli nedeni de bu dil göstergeleri, Lacan'a göre hem metaforik kullanımlarla yüceltmelere neden olması hem de 'varolan'ı anlamlandırmak ortaya koymak yerine kendini varolanın yerine koymasıdır. Varolanın yerini alan dil göstergesi, gösteren ve gösterilenden meydana gelir. Saussur^^^ttte "dil göstergesi bir nesneyle bir adı birleştirmez bir kavramla btf işi^^^^^^İ birleştirir^ (Saussure 1998. 109). Bu noktada gösteren bir ise ona karşılık gelen zihinsel imge ya da kavram olur, felsefî bir tavırla göstermenin sonunda tek bir gerçek anıstndadır. Çünkü Aydınlanmacı fenomenolojik bilinç- tesettür sundu.

tesettür : tesettür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder